Bedava siteler News

June 29, 2008

DivX, bedava siteler

Filed under: Uncategorized — admin @ 9:21 am

DivX, üstün sıkıştırma yöntemi ve kalite kaybını en aza indiren tekniğiyle son yıllarda kullanıcılar arasında olağanüstü rağbet görmüş DivX, Inc. (eski adıyla, DivXNetworks) tarafından geliştirilen görüntü sıkıştırma biçimidir (video codec). DivX, sayısal videoyu MPEG-4 bölüm 2 “Advanced Simple” profili uyumlu sıkıştırarak görece az görsel kayıpla videonun kompakt bir biçimde saklanabilmesini sağlar.
Popülerlik ve yaygınlık nedeniyle, MPEG-4 standardı sadece görüntü kodlamasında kullanılmaktadır; DivX ile kodlanmış görüntü içeren dosyalarda ses kısmı AAC (MPEG-4 ses kodlama standardı) yerine MP3 ya da AC-3 ile kodlanır. Windows ve Macintosh ortamlarında çalışan DivX codec ve uygulaması dışında “DivX” logosu taşıyan oynatıcılar ya da oynatıcı yazılımları DivX yazılımı içermemekte, ancak DivX ile sıkıştırılmış filmleri oynatabilmektedir.

DivX 3.11 Alpha ve önceki sürümler, Microsoft’un (sadece ASF içinde kullanılabilen) MPEG-4 Sürüm 2 video çözücü/açıcısı (codec) kırılarak geliştirilmiştir. Bu şekilde codec’in AVI gibi ASF harici muhafazaları da desteklemesi sağlanmıştır. Daha sonra 2000 yılında sıfırdan geliştirilen DivX 4.0 piyasaya sürülmüş, bunu 2002′de DivX 5.0 ve 2005′de DivX 6.0 izlemiştir. DivX 4 öncesinde DivX Networks şirketi kurulmuş, daha sonra şirket DivX, Inc. adını almıştır.

DivX 4, açık kaynak kodlu OpenDivX üzerine geliştirilmiş, ancak DivX Networks şirketi “amacına ulaştıktan sonra” OpenDivX kodu kapalı hale getirilmiştir. Kod kapatılmadan önce alınan kod parçalarıyla açık kaynak kodlu XviD codec’i geliştirilmiştir. XviD yazılımı da açık kaynak kodlu ve Microsoft çalışmasından bağımsız olmasına rağmen MPEG-4 video kodlamanın doğası gereği ABD ve Japonya’yı da içeren bir grup ülkede yazılım patentlerini ihlal ettiğine inanılmaktadır.

DivX, DVD kopyalamanin kitleler için erişilemez olduğu bir dönemde çıkarak DVD filmlerin az görsel kayıpla CDlere yazılabilmesini sağladığı ve (3.11 alpha sürümünün) çıkış noktası itibariyle korsan olmasıyla çok tartışılan bir yazılım olagelmiştir. Buna ek olarak, DivX 4.0-5.2 arası sürümler ile gelen kötü niyetli yazılımlar, kitleleri DivX alternatiflerine yöneltmiştir. DivX, aynı zamanda BS Player, VirtualDub ve FlaskMPEG gibi bir dizi programın da yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Günümüzde DivX sıkıştırma biçiminden daha yüksek verim sunan MPEG-4 bölüm 10 (AVC ve H.264) sıkıştırıcılar giderek daha popülerleşmektedir. Apple QuickTime ve x264 yazılımları H.264 sıkıştırmayı desteklemektedir.

DivX kullanacaklara

Warren Buffett, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 8:21 am

Warren Edward Buffett (d. 30 Ağustos 1930, Nebraska), ABD’li ünlü iş adamı, hisse senedi yatırımcısı ve hayırseverdir. Berkshire Hathaway yatırım şirketinin sahibi ve Forbes Dergisi’nin “2007 Milyarderler Listesi”ne göre 52,4 milyar dolarlık servetiyle Carlos Slim Helu’in ardından, dünyanın en zengin üçüncü insanıdır.

2006 Haziran ayında, yatırım şirketinin 10 milyon adet hissesini (yaklaşık 31 milyar dolar) Bill ve Melinda Gates Vakfı’na devrederek A.B.D.’de şimdiye kadar yapılmış en büyük bağışı gerçekleştirdi.

Warren Edward Buffett, borsa simsarı Howard Buffett (sonraları kongre üyesi olan) ve Leila Buffett’ın üç çocuklarının ortancası olarak Omaha, Nebraska’da dünyaya geldi. Para konusunda inanılmaz yetenekli olan Buffett, daha altı yaşındayken büyükbabasının bakkal dükkanından satın aldığı 6′lı Coca-Cola şişelerinin, tanesini 5 cent kârla satarak, para kazanmaya başladı.

11 yaşındayken yüksek finans dünyasına adım attı ve babasının yanında çalışmaya başladı. İlk satın aldığı hisseleri, değer kazandıklarında sattı. Fakat sadece bikaç sene sonra bu hisselerin tavan yaptığını görünce; iyi şirketlere, uzun dönemli yatırım yapmak gerektiğinin önemini öğrendi.

1947′de liseden mezun olduğunda üniversiteye gitmeyi hiç düşünmeyen Buffett, babasının ısrarıyla Pennsylvania Üniversitesi’ne bağlı Wharton Business School’da 2 yıl geçirdi. Babasının 1948′deki kongre seçimlerini kaybetmesiyle Omaha’ya döndü ve University of Nebraska-Lincoln’e transfer oldu. Sıkı bir çalışmayla buradan 3 yıl içinde mezun olmayı başardı.

Harvard Business School’a başvurmaya ikna edilmesine rağmen, çok genç olduğu için kabul edilmedi. Bunu önemsemeyerek Colombia Business School’a girdi ve ünlü risk analisti Benjamin Graham’ın profesörlüğünde çalışarak, 1951 yılında mastır derecesini aldı.

Wall Street’de çalışmak istemesine rağmen hem babasının hem de Ben Graham’ın itirazlarıyla karşılaştı. Graham’ın yanında bedava çalışmayı teklif etmesine rağmen red cevabı alınca tekrar Omaha’ya döndü. Bu dönemde borsa simsarı olarak çalıştı ve aynı zamanda da konuşma kursları alıp, Nebraska Üniversitesi’nde “yatırım ilkeleri” konulu gece dersleri vermeye başladı.

1954′de Graham, şirketinde kendisine bir iş teklif etti. Burada 2 yıl çalıştıktan sonra Graham’ın emekliye ayrılmasıyla yeniden Omaha’ya döndü ve 1956′da ilk yatırım ortaklığı olan Buffett Associates, Ltd’yi kurdu. 1962′de Berkshire Hathaway dahilinde Buffett Partnership’in temelini attı. Başlarda tekstil sektöründeki düşüş yüzünden kötü bir fikirmiş gibi görünmesine rağmen Berkshire Hathaway, dünyanın en büyük holding kuruluşlarından biri haline geldi.

Nisan 1952’de, 22 yaşındayken, Susan Thompson’la evlendi. Birlikte Susie, Howard ve Peter isimli üç çocukları oldu. Evliliklerinin 25. yılında ayrı yaşama kararı alan çift, 1977′den itibaren ayrı yaşamaya başlamalarına rağmen, Susan Thomson’un 2004 yılındaki ölümüne kadar evli kaldı. Ayrı yaşamaya başlamalarından sonra, Susan’ın kendisiyle tanıştırdığı Astrid Menks ile uzun bir birliktelik sürdürdü.

Paris Komünü, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 1:31 am

Paris Komünü terimi aslında Fransız Devrimi sırasındaki Paris hükümeti için kullanılır. Bununla birlikte terim Paris’te 18 Marttan (aslında resmen 26 Mart) 28 Mayıs 1871’e uzanan kısa sürede iktidarda olan sosyalist idare için kullanılır.

1871 Paris Komünü resmi anlamda 1871 baharı boyunca iki ay iktidarda kalmış yerel bir yönetimdir. Fakat içinde şekillendiği koşullar, tartışmalarla yürüyen kararları ve acılı sonu onu zamanının en önemli politik dönemlerinden biri yapmaktadır.

Arka Plan

Komün Fransızların yenilgisiyle sonuçlanan Fransız-Prusya Savaşı’nın ardından Paris’teki tüm devrimci eğilimlerin sivil bir ayaklanma başlatmasıyla mümkün hale geldi. 1870 yılında III. Napolyon tarafından başlatılan savaş, Fransızlar için bir felakete döndü ve Kasım ayıyla birlikte Paris kuşatma altına girdi. İlerleyen yıllar boyunca başkentte zengin ve yoksul arasındaki uçurum genişlemişti. Yiyecek stoklarının azalması ve süren Prusya bombardımanı yaygın bir hoşnutsuzluk yaratıyordu. Emekçiler ilerici düşüncelere daha açık hale gelmişlerdi. Şehrin kendi seçtiği Komünle kendi kendini yönetiyor olması gerektiği fikri birçok Fransız kasabası tarafından hoşnutlukla karşılandı ama zapt edilmesi zor bulunan halk kitlesinin bu isteği hükümet tarafından reddedildi. İktisadi idare için, sosyalist olması gerekmeyen, daha birleşmiş ama daha belirsiz bir istek “La Sociale!” haykırışında toplandı.

1871 Ocağında, kuşatma dördüncü ayına ulaştığında, daha sonra Üçüncü Cumhuriyetin başbakanı olacak olan Louis-Adolphe Thiers ateşkes çağrısında bulundu. Prusyalılar Paris’i barış koşullarında işgal ettiler. Kuşatmanın kendilerine yaşattığı sıkıntılara rağmen birçok Parisli kızgındı, özellikle Prusyalıların kısa bir merasimle şehirlerini kuşatmasına izin verilmesine çok sinirlenmişlerdi.

Bu sırada on binlerce Parisli “Ulusal Muhafızlar” adı verilen bir askeri birliğin silahlı üyesiydi ve bunların şehrin savunulmasında önemli katkıları olmuştu. Fakir mahallelerdeki taburlar kendi subaylarını seçtiler ve Paris’te bulunan topları ele geçirdiler. Şehir Ulusal Muhafızlarla birlikte Prusya birliklerine altı ay boyunca direndi. Paris halkının direnişi sonucu Prusyalılar şehrin küçük bir bölgesine hapsedildiler ve ilerleme gösteremediler.

Direniş kararları Muhafızların merkezi komitesinden alınıyordu. Fransız hükümetinin başbakanı Louis-Adolphe Thiers, bu kaygan durumun alternatif bir politik iktidar merkezi yaratabileceğini fark etti. Buna ek olarak, Paris işçilerinin silahlanarak Prusyalıları kışkırtabileceğini fark etti.

İşler bu noktada çok karışıktı, fakat açık olan bir şey vardı ki, emekçilerin yardım ettiği Ulusal Muhafızlar, Prusyalılar Paris’e girmeden evvel topları Prusyalıların yolundan çekerek onların elinden kurtarmış ve güvenli mahallelere saklamışlardı. Topların koyulduğu başlıca yerlerden biri Montmarte tepeleriydi.

Komünün İsyanı ve Doğası

Prusyalılar kısa bir süre için Paris’e girdiler ve şehri olaysız terk ettiler. Fakat Paris savaş tazminatı ödeninceye kadar kuşatma altında kalmaya devam etti.

Ulusal Muhafızlar Merkezi Komitesi giderek artan köktenci bir tutum benimser ve durmadan otorite kazanırken, hükümet 400 topu onların eline süresiz bırakamazdı. Böylece ilk adım olarak 18 Mart’ta Thiers düzenli birliklere Montmarte tepelerindeki topları ele geçirmeleri emirini verdi. Bununla birlikte zaten moralleri çok yüksek olmayan askerler talimatları izlemektense Ulusal Muhafızlara ve yerli direnişçilere katıldı. Generalleri Claude Martin Lecomte onlara silahsız kalabalığın üzerine ateş açma emri verdiğinde onu atından indirdiler. General daha sonra dış yollardan birinde kalabalığın ele geçirdiği Muhafız generali Thomas’la birlikte vuruldu.

Diğer ordu birlikleri de yerel direnişçilere eklendi. Ayaklanma öyle çabuk yayıldı ki, Başbakan Thiers Paris’in askerler, polis ve her türden yönetici ve uzman tarafından boşaltılması emrini verdi. Kendisi de Versay’a kaçtı. Ulusal Muhafızlar Merkez Komitesi artık Paris’teki tek etkili yönetimdi: Komite derhal yönetimden çekilerek 26 Mayıstaki komün seçimlerini düzenledi.

Komünün (daha doğru bir deyişle “Komünal Konsey”in) 92 üyesinin içinde vasıflı işçiler, birçok profesyonel (doktor ve gazeteci) ve reformcu cumhuriyetçilerden, değişik sosyalist anlayışlara sahip insanlara, 1789 Devrimine özlem duyan Jakobenlere kadar çok sayıda siyasi eylemci vardı. Karizmatik sosyalist Louis Auguste Blanqui Konsey Başkanı seçildi fakat bu seçim Blanqui 17 Martta tutuklandığı ve gizli bir hapishanede tutulduğu için onun yokluğunda gerçekleşti. Yerel bölgelerin kuşatmadan kalan örgütlenmeyi sürdürmesine rağmen Paris Komünü 28 Martta ilan edildi.

İç farklılıklara rağmen, Konsey iki milyonluk bir şehrin temel hizmetlerini yerine getirmek konusunda iyi bir başlangıç yaptı; belirli ilkelerde, sosyal bir devrimden ziyade ilerici bir sosyal demokrasiye benzeyen bir konsensüs sağlanabiliyordu. Zamanın azlığından dolayı (Komün 60 günden az bir süre iktidarda kalmayı başarabildi) yalnızca birkaç emir gerçekten uygulanabildi. Bu emirler şöyleydi: tüm kuşatma boyunca kiraların hafifletilmesi (çünkü kuşatma sırasına tarla sahipleri tarafından oldukça arttırılmıştı); Paris pastanelerinde gece işinin kaldırılması; giyotinin kaldırılması; etkin görev sırasında öldürülen Ulusal Muhafızların eşlerine olduğu kadar, eğer varsa çocuklarına da aylık bağlanması; savaş sırasında tüm işçiler aletlerini rehine vermeye zorlandığından şimdi hepsinin karşılıksız iadesi; borçların ertelenmesi ve faizin kaldırılması; reformist ilkelerden önemli bir kopuş olarak, sahipleri tarafından terkedilmiş fabrikaları işçilerin işletmeye devam etmesi.

Mecburi askerliği sona erdirdiler ve orduyu silah kullanabilen bütün şehirlilerden kurulu Ulusal Muhafızla değiştirdiler. Hedeflenen devletten ayrı kilise kanunu, kilisenin bütün mülkünü devletin yaptı ve dini okuldan uzaklaştırdı. Kiliselerin dinsel faaliyetlerinin devamı ancak ve ancak akşamları yapılan politik toplantılara kapılarını açarsa mümkün olabilecekti. Bu durum kiliseleri Komünün asıl siyasi merkezleri haline getirdi. Diğer kanunlar eğitimi iyileştiren ve teknik eğitimi herkes için mümkün hale getiren reformlarla ilgiliydi.

Kısa varlığı boyunca Komün, önceden kaldırılmış olan Fransız Cumhuriyetçi Takvimini benimsedi ve üç renkten ziyade kızıl bayrağı kullandı.

Konsey üyelerinin (temsilci değil delegeydiler) yasama kadar yürütme işlerini de yerine getirmesi beklenmekle birlikte, işlerin çokluğu değişik faktörler tarafından kolaylaştı. Kuşatma boyunca mahallerdeki sosyal ihtiyaçları (kantinler, ilk yardım istasyonları) karşılamak için kurulan pek çok plansız organizasyon artarak devam etti ve Komünle işbirliği içinde çalıştı.

Aynı zamanda yerel işçilerin yönetimindeki bu yerel meclisler hedeflerinin peşine düştü. Komün konseyinin resmi reformizmine rağmen, Komünün bileşimi daha çok devrimciydi. Sosyalistler, anarşistler, Blanquistler ve özgürlükçü cumhuriyetçiler buradaki devrimci eğilimleri oluşturuyordu. Paris Komünü, eğilimlerin çokluğuna rağmen, yüksek orandaki işçi yönetimi ve değişik eğilimlerdeki devrimcilerin işbirliği nedeniyle anarşist ve Marksist sosyalistler tarafından ilk gününden itibaren sevinçle karşılandı.

Örneğin 3. Bölgede okul malzemeleri bedava sağlandı, üç okul laikleştirildi ve bir yetimhane kuruldu. 20. Bölgede okul çocuklarına bedava giysi ve yiyecek verildi. Buna benzer birçok örnek vardır. Fakat Komünün göreli başarısındaki en önemli şey, Thiers tarafından görev yerlerinden uzaklaştırılan uzmanların ve yöneticilerin sorumluluklarını alan sıradan işçilerin girişimiydi.

Marx’ın en yakın dostu Friedrich Engels daha sonra sürekli ordunun bulunmayışı, mahallelerin kendi kendini yönetmesi ve bunun gibi etmenler nedeniyle Komünün artık bilindik anlamıyla bir “devlet” olmadığını iddia etti: bu bir geçiş biçimiydi, devletin yok oluşuna doğru bir geçiş. Ancak onun gelecekteki gelişimi kuramsal bir soru olarak kalacaktı. Yalnızca bir hafta sonra, yeni ordu birliklerinin (Prusyalıların ele geçirdiği savaş esirleri de bu ordudaydı) saldırısına maruz kaldı.

Saldırı

Komün 2 Nisan itibariyle Versay Ordusu’nun hükümet güçleri tarafından saldırıya uğradı ve şehir bombardımana tutuldu. Hükümet anlaşma yapmaya yanaşmadı.

Courbevoie banliyösü ele geçirildi ve Komünün kendi güçleriyle verdiği geç bir karşılık, Versay üzerine yürümesi başarısızlığa uğradı. Savunma ve hayatta kalma giderek zorlaştı. Paris’in çalışan kadınları burada artık hayati bir rol oynuyordu. Ulusal Muhafız ordusundaydılar ve Montmartre’a giden yolda kilit bir nokta olan Place Blanche’da kahramanca dövüşen bir tabur meydana getirdiler. (Bununla birlikte şu da belirtilmeli ki, Komünde kadınların oy hakkı yoktu ve Konsey’de hiç kadın üye bulunmuyordu.)

Paris’teki siyasi mültecilerden ve sürgünlerden de güçlü bir destek geldi: bunlardan biri, Polonyalı eski subay ve milliyetçi Jaroslaw Dabrowski’ydi ve Komünün en iyi generali oldu. Komün tamamen enternasyonalizm’e inanıyordu ve bu kardeşlik adına I. Napolyon’un zaferlerini kutsayan ve bir şovenizm anıtı olan Vendome Sütunu yıkıldı.

Paris’in dışından işçi sendikası ve bazıları da Almanya’dan olan sosyalist organizasyonlardan moral ve iyi dilek mesajları geliyordu. Ama diğer Fransız şehirlerinden önemli yardımlar görmek yolundaki beklenti kısa zaman içinde son buldu. Thiers ve Versay’daki bakanları Paris’ten dışarı akan tüm enformasyonu engellemişti ve Fransa’nın kırsal ve kentsel bölgelerinde Paris’te olup bitenlere karşı her zaman şüpheli bir yaklaşım oldu. Narbonne, Limoges ve Marsilya’daki hareketlenmeler de hızlıca ezildi.

Gittikçe kötüleşen durum karşısında, Konseyin bir bölümü bir “Kamu Güvenliği Komitesi” yaratılması yönünde bir karar aldı. Bu komite 1792’de de aynı adla kurulan, geniş ve merhametsiz bir güce sahip olan bir Jakoben kuruluşundan esinlenilmişti. Fakat güçlü bir merkezi otoritenin işe yarayabileceği zaman artık neredeyse geçmişti.

21 Mayısta Paris’in batıdaki şehir duvarlarındaki bir kapı yıkıldı (ya da olasılıkla ihanete uğrayarak açıldı) ve Versay birlikleri şehrin işgaline başladı. Öncelikle zengin batı mahallelerine girdiler ve ateşkesten sonra burayı terk etmeyen zengin mahalle sakinleri tarafından sevinçle karşılandılar.

Komünün olumlu bir özelliği olan bağımsız mahalli örgütler şimdi bir çeşit dezavantaja dönüştü: bütünlüklü olarak tasarlanmış bir savunma yerine, şimdi her mahalle umutsuzca ve kendisi için dövüşüyordu. Dar sokaklardan oluşan ağlar, erken Paris devrimlerinde şehri zapt edilemez bir hale getirdiğinden, bu sokaklar şimdi geniş bulvarlarla değiştirilmişti. Versay ordusu merkezi bir komutanın ve modern topçu ateşinin hükmünü sürüyordu.

Saldırı boyunca, hükümet topçuları silahsız vatandaşları katletti: mahkumlar derhal öldürüldü ve orta yerde birçok idam gerçekleştirildi. 27 Mayıstaki nafile bir direniş jestinin ardından, kalabalık kuşatıldı ve 50 rehine vahşice öldürüldü. Bunların birçoğu Komün tarafından desteklenen rahiplerdi. Hükümetin toplamdaki kayıpları 900 kadardı. Versay bunun öcünü kat be kat fazlasıyla aldı.

En sert direniş emekçi sınıfların daha yoğun olduğu doğu bölgelerinden geldi. Savaş şiddetli sokak savaşlarının yapıldığı sekiz gün boyunca sürdü (La Semaine sanglante, kanlı hafta). 27 Mayıs’la birlikte yalnızca en fakir mahalleler olan Belleville ve Menilmontant’ta birkaç sağlam direniş bölgesi kalmıştı.

28 Mayıs itibariyle, öğleden sonra 4 civarlarında Belleville Ramponeau’daki son barikat düştü ve Marshall MacMahon bir duyuru yayımladı: “Paris sakinlerine. Fransız ordusu sizi kurtarmaya geldi. Paris artık özgür! Saat 4 itibariyle askerlerimiz son isyancı noktasını da ele geçirdi. Bugün savaş sona erdi. Düzen, çalışma ve güvenlik yeniden sağlandı.”

Çok ciddi misillemeler yapıldı. Komünü destekleyenlerin suçlanacağı duyuruldu. Bazı önemli destekçiler şimdi Komüncüler Duvarı denilen Pere Lachaise Mezarlığındaki duvarın önünde vuruldular. Binlerce destekçi davalar için Versay’a gönderilirken, pek azı kuzeydeki Prusya hatlarına doğru kaçabildi. Günler boyunca sayısız erkek, kadın ve çocuklardan oluşan komün destekçilerinin oluşturduğu insan seli, askeri kontrol altında Versay’daki hapishane bölgesine acılar içinde yürüdü. Daha sonra yargılandılar; bir kısmı idam edilirken, çoğu ağır çalışma cezasına çarptırıldı; geri kalanlar da Pasifik’teki Fransız adalarına ya uzun süre için, ya da ömür boyu sürgüne gönderildiler. Kanlı Hafta boyunca öldürülenlerin tam sayısı asla tespit edilemedi ama en iyi tahminler 30.000 ölü, pek çok yaralı olduğu yönündedir. Sonradan idam edilenlerle birlikte bu sayı 50.000’i bulmaktadır. 7.000 kişi Yeni Caledonya’ya sürüldü. Hapsedilenler için 1889’da genel af ilan edildi.

Paris sonraki beş yıl boyunca sıkıyönetimle idare edildi.

1871’in Anlamı

Paris’in zenginleri ya da Komün hakkında fikir yürüten erken dönem tarihçiler için 1871, ayaktakımının korkunç ve nedeni anlaşılmaz iktidarının dönemidir. Daha sonraki tarihçiler, hatta sağ görüşlü olanlar bile, Komünün ıslahatlarının değerini kavramış ve onun vahşice yok edilmesine üzülmüşlerdi. Bununla birlikte, Komünün orta ve yüksek sınıflarda o zamana kadar benzeri görülmemiş bir nefret yaratmasının sebebini açıklaması zor bulmuşlardı.

Sol görüştekiler ise Komünün böyle tehlikeli durumun içerisindeyken böyle ılımlı davranmasını eleştirdiler. Karl Marx Komüncülerin Versay’dakilerin işini ilk ve son olarak bitirmek dururken, demokratik seçimler düzenlemesiyle “çok kıymetli anlar” kaybettiklerini söyledi. İçinde milyarlarca frankın olduğu Paris’teki Fransız Ulusal Bankası Komüncüler tarafından dokunulmadan ve korumaya alınmadan bırakıldı. Çekinerek, buradan para alıp alamayacaklarını sordular (ve şüphesiz bu para onlarındı). Komüncüler bankadaki paralara dokunmaya çekindiler çünkü eğer böyle yaparlarsa dünyanın onları kınayacağından korkuyorlardı. Böylece büyük miktarda para Paris’ten Versay’a, Komünü ezen ordunun kurulması için nakledildi.

Komünistler, sosyalistler, anarşistler ve diğerleri Komünü katılımcı demokrasi temelindeki bir sistem üzerinde yükselen özgür bir toplumun ilk örneği olarak gördüler. Marx ve Engels, Bakunin ve daha sonra Lenin ve Troçki Komünün sınırlı deneyiminden (özellikle de devletin sönümlenmesi konusunda) kuramsal dersler çıkarmaya çalıştılar. Daha faydacı bir ders Edmond de Goncourt tarafından çıkarıldı. Goncourt kanlı haftadan üç gün sonra günlüğünde şöyle yazıyordu: “…kanama tamamen sona erdi ve toplumun isyancı kesiminin öldürülmesi ile yaratılan böyle bir kanama devrimi geciktirebilir… Eski toplumun bu devrimden önce sakince geçecek 20 yılı var…”

Paris Komünü birçok komünist önderin saygısını kazandı. Mao sürekli Komüne referans verdi. Lenin, Marx’la birlikte Komünü proletarya diktatörlüğünün yaşanmış bir örneği olarak niteledi. Cenazesinde bedeni Komünden kalan kızıl bir bayrağa sarıldı. Sovyet uzay gemisi Voşkod 1 Paris Komünü’nden kalan bir afiş parçası taşıyordu. Bolşevikler Sivastopol adlı savaş gemisini Komünün şerefine Parijkaya Kommuna olarak değiştirdiler.

Kaynakça

İngilizce Vikipedi Paris Komünü makalesi

June 28, 2008

Visual basic.NET, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 10:01 pm

Visual Basic .Net : Görsel programlama dillerinden olan Visual Basic ‘in son sürümüdür.
Görsellik yanında .Net kütüphanesiyle birliktelik içindedir.Bu kütüphane eski visual basic için tasarlanmış API (programcılar için bir çok fonksiyon) lerin sınıflanmış halidir.Çünkü API sınıflandırılmamış ve bu nedenler programcılar için bir kabus halini almaktaydı.
.Net kütüphanesi programın işletim sistemi ile kolayca uyum içinde çalışmasını sağlamıştır.
Ayrıca visual basic dünyanın en çok kullanılan dilleri içindedir.
visual basic 2005 .net Express versiyonunu internetten bedava indirebilirsiniz.
[1]

Warren Buffett, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 1:22 pm

Warren Edward Buffett (d. 30 Ağustos 1930, Nebraska), ABD’li ünlü iş adamı, hisse senedi yatırımcısı ve hayırseverdir. Berkshire Hathaway yatırım şirketinin sahibi ve Forbes Dergisi’nin “2007 Milyarderler Listesi”ne göre 52,4 milyar dolarlık servetiyle Carlos Slim Helu’in ardından, dünyanın en zengin üçüncü insanıdır.

2006 Haziran ayında, yatırım şirketinin 10 milyon adet hissesini (yaklaşık 31 milyar dolar) Bill ve Melinda Gates Vakfı’na devrederek A.B.D.’de şimdiye kadar yapılmış en büyük bağışı gerçekleştirdi.

Warren Edward Buffett, borsa simsarı Howard Buffett (sonraları kongre üyesi olan) ve Leila Buffett’ın üç çocuklarının ortancası olarak Omaha, Nebraska’da dünyaya geldi. Para konusunda inanılmaz yetenekli olan Buffett, daha altı yaşındayken büyükbabasının bakkal dükkanından satın aldığı 6′lı Coca-Cola şişelerinin, tanesini 5 cent kârla satarak, para kazanmaya başladı.

11 yaşındayken yüksek finans dünyasına adım attı ve babasının yanında çalışmaya başladı. İlk satın aldığı hisseleri, değer kazandıklarında sattı. Fakat sadece bikaç sene sonra bu hisselerin tavan yaptığını görünce; iyi şirketlere, uzun dönemli yatırım yapmak gerektiğinin önemini öğrendi.

1947′de liseden mezun olduğunda üniversiteye gitmeyi hiç düşünmeyen Buffett, babasının ısrarıyla Pennsylvania Üniversitesi’ne bağlı Wharton Business School’da 2 yıl geçirdi. Babasının 1948′deki kongre seçimlerini kaybetmesiyle Omaha’ya döndü ve University of Nebraska-Lincoln’e transfer oldu. Sıkı bir çalışmayla buradan 3 yıl içinde mezun olmayı başardı.

Harvard Business School’a başvurmaya ikna edilmesine rağmen, çok genç olduğu için kabul edilmedi. Bunu önemsemeyerek Colombia Business School’a girdi ve ünlü risk analisti Benjamin Graham’ın profesörlüğünde çalışarak, 1951 yılında mastır derecesini aldı.

Wall Street’de çalışmak istemesine rağmen hem babasının hem de Ben Graham’ın itirazlarıyla karşılaştı. Graham’ın yanında bedava çalışmayı teklif etmesine rağmen red cevabı alınca tekrar Omaha’ya döndü. Bu dönemde borsa simsarı olarak çalıştı ve aynı zamanda da konuşma kursları alıp, Nebraska Üniversitesi’nde “yatırım ilkeleri” konulu gece dersleri vermeye başladı.

1954′de Graham, şirketinde kendisine bir iş teklif etti. Burada 2 yıl çalıştıktan sonra Graham’ın emekliye ayrılmasıyla yeniden Omaha’ya döndü ve 1956′da ilk yatırım ortaklığı olan Buffett Associates, Ltd’yi kurdu. 1962′de Berkshire Hathaway dahilinde Buffett Partnership’in temelini attı. Başlarda tekstil sektöründeki düşüş yüzünden kötü bir fikirmiş gibi görünmesine rağmen Berkshire Hathaway, dünyanın en büyük holding kuruluşlarından biri haline geldi.

Nisan 1952’de, 22 yaşındayken, Susan Thompson’la evlendi. Birlikte Susie, Howard ve Peter isimli üç çocukları oldu. Evliliklerinin 25. yılında ayrı yaşama kararı alan çift, 1977′den itibaren ayrı yaşamaya başlamalarına rağmen, Susan Thomson’un 2004 yılındaki ölümüne kadar evli kaldı. Ayrı yaşamaya başlamalarından sonra, Susan’ın kendisiyle tanıştırdığı Astrid Menks ile uzun bir birliktelik sürdürdü.

MyBulletinBoard, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 9:01 am

MyBulletinBoard (kısa: MyBB) bedava, açık kaynaklı BBS bir yazılım paketidir. MyBB grubu tarafından geliştirilmektedir. PHP kod sistemiyle yazılmıştır ve MySQL veritabanlarında veriler depolanır.

MyBB Genel Özellikleri

Genel Özellikler Listesi

  • Üyeler, Forumlar, Mesajlar ve Konular için Limitsiz Miktarlar
  • Sınırsız Arama Motoru (MySQL Versiyon 4 ve üstü)
  • Database Tablo Önekleri
  • Özelleştirilebilir Yönetici Kontrol Paneli
  • PHP Kodlaması

Üye Özellikleri

  • Kullanıcılar için standart profil ayarları
  • Kullanıcı Kontrol Paneli
  • Özelleştirilmiş Profil Alanları, Daha Fazla Profil Alanı Yaratılabilir.
  • Gelişmiş Özel Mesaj Sistemi ve Mesajları Klasörlerle Listeleme

Mesaj Özellikleri

  • Her Mesaja Dosya Ekleyebilme
  • Eklentideki Resimlerin İzlenebilmesi
  • Tıklanabilir İfadeler ve MyCode Seçenekleri
  • Yeni Cevap Seçeneğindeyken Daha Önceki Mesajları İnceleyebilme
  • Moderatörler için Hızlı Moderasyon Sistemi
  • Yeni Mesajları (İstenilirse) Email ile Haber Verme
  • Konu için Anket ve Anket Seçenekleri Oluşturma

Konu Görüntüleme Özellikleri

  • Normal veya Çizgisel Mod ile Konu Görüntüleme
  • Konunun Yazdırılabilir Versiyonunu Görüntüleme
  • Konuya Abone Ol
  • Konuyu Arkadaşlarına Gönder
  • Hızlı Cevap Kutusu
  • Mesajları Rapor Et

Moderasyon Fonksiyonları

  • Özelleştirilebilir Moderatörler ve Moderatör Ayarları
  • Bütün hareketlerin log şeklinde kaydedilmesi
  • Konuyu Kilitleme/Açma/Sabitleme/Sabitlik Kaldırma
  • Konuyu Taşı veya Kopyala
  • Seçili Mesajları Konudan Sil
  • Konuları Ayırma ve Birleştirme
  • Seçili Mesajları Birleştir

Yönetici Özellikleri

  • Renk Düzenini Seç veya Renk Düzeni Yarat
  • Kişisel Yönetici Not Defteri
  • Yönetim Özelliklerini ve Forumu Özelleştirme
  • Yönetim Ayarlarını Ekle, Düzenle veya Sil
  • Tüm Konu Adlarının Üst Kısmındaki Bölüme Duyuru Ekle veya Eklenecek Yeri Sen Seç
  • Forumlara Limitsiz Numaralar Ekle
  • Her Foruma Farklı İzinleri Olan Kullanıcı Grupları Koy
  • Konuları, Mesajları ve Eklentileri Düzenle
  • Kendi İfadelerini Ekle
  • Kendi Mesaj İkonlarını Ekle
  • Kendi Temanı Oluştur veya Herhangi Bir Temayı Kullan
  • Forumunu Kodlarla Geliştir (Kalıplar)
  • Hızlı Kullanıcı Ekle
  • Kullanıcılar İçinde Arama
  • Kullanıcı Birleştir
  • Kullanıcılara Email Yolla
  • Banlama Sistemi
  • Profil Alanları Ekle
  • Yeni Kullanıcı Grubu Ekle
  • Yöneticilerin İzinlerini Ayarla
  • Kullanıcılara Rütbe veya Kullanıcı Başlıkları Ver
  • Üyeleri Düzenle
  • Konuları Düzenle
  • Eklentileri Bul
  • Eklenti Uzantıları Ekle
  • Yönetici ve Moderatör Logları
  • “Yardım” Bölümü için Kendi Soru ve Cevabını Oluştur
  • Yedek Ayarları ve Yedek Alma
  • Forum İstatistikleri için Tekrar Sayım

Ve Diğerleri…

  • Kimler Çevrimiçi Listesi
  • Yardım Bölümü
  • Forum Takımı’nı Görüntüleme
  • Üye Listesi
  • Forum İstatistik Sayfası
  • Yeni Sayfa Yaratmak

Sihizm, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 7:11 am

Sihizm (Pencapça: ਸਿੱਖੀ); Genel olarak 16. ve 17. yüzyıllarda Kuzey Hindistan’da yaşamış olan on gurunun öğretilerini temel alan monoteistik bir dindir. 1500′lü yıllar civarında ortaya çıkmıştır. Dünya’daki büyük dinlerden sayılan Sihizm’in 23 milyondan fazla inananı vardır. Sihizm kelimesi Sih kelimesinden türemiştir. Sih ise talebe manasına gelen Sanskrit शिष्य kökünden türemiştir. Sihizm Sih Dini olarak da anılır. Bu dine inananlara Sih denir.

Sihizm’in iki ana inanç esası vardır:

  • Bir Tanrı’ya inanmak. Sihlerin mukaddes metinlerinin açılış cümlesi sadece iki kelime uzunluğundadır ve Sih inancının temelini açıklar: ੴ - Ek Onkar veya “Tek Yaratıcı“.
  • Sihizm’e inananlar On Sih Gurusu’nun ve diğer azizlerin öğretilerine Sihizm’in kutsal metni olan Guru Granth Sahib’de anlatıldığı üzre itaat etmek zorundadır.

Sihizm düşüncesel anlamda Bakti hareketi (Hinduizm) ve Sufizm (İslam) ile bazı ortak noktalara sahiptir. Bazıları Sihizm’in sinkretik yani bağdaştırmacı bir din olduğunu öne sürse de, birçok Sihe (Sihizm’e inanan) göre bu yanlış bir düşüncedir; zira Sihler Sih Gurularının doğrudan Tanrı’dan ilahi mesaj aldığına inanırlar.

Sihizm Tarihi

Guru Nanak Dev (1469-1538) Sihizmin kurucusu, Talwandi (Lahor yakınında, bugünki Pakistan’da) kasabasında doğmuştur. Ebeveynleri Khatri kastından Hindulardı. Bibi Nanki isimli kendisinden büyük bir kız kardeşi vardı. Kız kardeşinin onda Tanrı’nın Işığını gördüğüne fakat bu sırrı kimseye açmadığına inanılır. Yine kız kardeşinin Guru Nanak’ın ilk inananı olduğu bilinmektedir. Nanak’ın hayatın sırlarını keşfetme arzusu onun belirli bir süre sonra evi terk etmesine neden olmuştur. Bu döndem farklı inançtan kişiler tarafından saygı duyulan Kabir (1440-1518) ile karşılaştığı söylenir.

1538′de Guru Nanak kendisinin devamcısı, Guru, olarak - oğlu yerine - inananlarından Lehna’yı seçmiştir. Bhai Lehna Guru Angad olarak adlandırılmıştır ve Sihlerin ikinci gurusudur. Guru Amar Das, 1552′de 73 yaşındayken Sihlerin üçüncü gurusu oldu. Onun guruluğu zamanında Goindwal Sihizm için önemli bir merkez haline gelmiştir ve birçok gelişme meydana gelmiştir. 1574 yılında, 95 yaşında vefat ettiğinde üvey oğlu Jetha’yı dördüncü guru olarak belirlemiştir.

Jetha Guru Ram Das olmuştur. Guru Ram Das daha sonraları Amritsar olarak adlandırılacak Ramdaspur kentinin kuruluşundan sorumlu olan gurudur. 1581′de Guru Arjan - dördüncü gurunun en genç oğlu - Sihlerin beşinci gurusu olmuştur. Altın Mabet’in inşasından sorumlu olan o olduğu gibi Sih kutsal metnini hazırlamıştır. 1604′te Adi Granth’ı Sihlerin Kutsal Kitabı olarak belirlemiştir. 1606′da zamanın Moğol liderleri tarafından, Guru Granth Sahib’de değişiklik yapmayı reddettiği için, işkence görmüş ve öldürülmüştür.

Guru Har Gobind Sihlerin altıncı gurusu olmuştur. Guru Har Gobind yanında iki kılıç taşırdı; biri ruhani nedenlerden diğeri ise fani nedenlerden. Bu noktadan beri Sihler askeri bir güç haline geldiler ve bağımsızlıklarını savunmak için eğitilmiş bir savaşçı gücüne sahip olmuşlardır. 1644′te Guru Har Rai guru oldu ve onun ardından Guru Har Krişan,oğlu - daha küçük yaşlardayken - 1661′de guru olmuştur. Guru Tegh Bahadur 1665′te guru oldu ve 1675′te, kendisine yardıma gelmiş Keşmirli Hinduları korumak için kendini kurban edene kadar Sihlerin lideri olmuştur.

1675′te Aurangzeb dokuzuncu Sih gurusu, Guru Tegh Bahadur’u halk önünde idam etmiştir. Ondan sonraki guru, Guru Gobind Singh bağlılarını daha da militarize etmiştir. Ölmeden kısa süre önce Guru Gobind, Guru Granth Sahib’in (Sih Kutsal Metni) Sihler için mutlak ruhani otorite olmasını ve fani otoritenin Khalsa Panth’a (Sih Ulusu) verilmesini emretmiştir.

Her ne kadar önceki guruların da aldıkları vahiyleri kaydettikleri bilinse de, ilk Sih Kutsal Metni beşinci guru, Guru Arjan, tarafından 1604′te derlenmiş ve düzenlenmiştir. Guru Granth Sahib, Gurmukhi yazısıyla yazılmış olmasına rağmen farklı birçok dil içermesiyle (Punjabi, Hindi-Urdu, Sanskritçe, Bhojpuri ve Farsça dahil) diğer kutsal metinlerden ayrılır. Sihler Guru Granth Sahib’i son, ebedi guru olarak görürler.

Sihizm’in On Gurusu

Sihizm on guru (öğretmen veya üstad) tarafından, 1469′dan 1708′e kadarki dönemde kurulmuştur. Her üstad (guru) bir öncekinin mesajını (çağrısını) güçlendirmiş ve yeni şeyler ekleyerek geliştirmiştir. Sihizm dini böyle ortaya çıkmıştır. Guru Nanak ilk guruydu ve Guru Gobind Singh insan biçimindeki son gurudur. Guru Gobind Singh ölürken Guru Granth Sahib’i son ve mutlak Sih Gurusu ilan etmiştir. Guruların aynı ruha (veya ‘jot’a) fakat farklı bedenlere sahip olduklarına inanılır.

İlk gurudan son insan biçimindeki guruya kadar on guru şöyledir:

  1. Guru Nanak Dev
  2. Guru Angad Dev
  3. Guru Amar Das
  4. Guru Ram Das
  5. Guru Arjan Dev
  6. Guru Har Gobind
  7. Guru Har Rai
  8. Guru Har Krişan
  9. Guru Tegh Bahadur
  10. Guru Gobind Singh

Guru Granth Sahib

Konu hakkında daha fazla bilgi için Guru Granth Sahib maddesine bakınız.

Guru Granth Sahib Sihlerin sonsuz gurusudur ve Sihler tarafından, Guru Gobind Singh’in öğretisi gereğince, Ebedi Guru olarak görülür. Guru Granth Sahib, Gurdwara olarak adlandırılan Sih tapınma yerinde her zaman bulunabilir. Guru Granth Sahib taht benzeri bir yerde bulunur ve etrafı süslenmiştir. Metnin etrafına yapılan süsler ve gösterilen özen, krallarına gösterdikleri saygıyı Guru Sahib’e gösterme geleneğine dayanır.

Guru Granth Sahib sadece kurucularının öğretilerini barındırmaz. Aksine Guruların inancıyla örtüşen noktalarda farklı inançlara mensup kişilerin öğreti ve yazınlarını da içerir. Bunlara çeşitli Sufi şeyhleri, Hindu şairleri dahildir. Örnek olarak Kabir, Namdev, Ravidas, Şeyh Farid, Trilochan, Dhanna, Beni, Şeyh Bhikan, Jaidev, Surdas, Parmanad, Pipa ve Ramanand verilebilir.

Guru Granth Sahib’deki tüm içeriğe Gurbānī denir. Gurbani, Guru Nanak’a göre, doğrudan Tanrı’dan gelmiş vahiydir ve yazarlar, vahyi dinin inananları için kaleme almışlardır.

Sih Dini Felsefesi

Konu hakkında daha fazla bilgi için Sih dini felsefesi maddesine bakınız.

Temel İnanç ve İlkeler

Konu hakkında daha fazla bilgi için Sihizm’in temel inanç ve ilkeleri maddesine bakınız.

Sihizm her yerde, her zaman var olan ve sonsuz özelliklere sahip tek bir Tanrı’ya inanç üzerine kuruludur, bunu savunur. Bu özellik Guru Granth Sahib’de çeşitli kereler tekrarlanmıştır.

Sihler Tanrı’ya herhangi bir cinsiyet atfetmezler ve Tanrı’nın insan formu alabileceğine de inanmazlar. Ayrıca tüm insanlar da din, ırk veya cinsiyet ayrımı yapılmaksızın eşit görülürler. Herkes (Tanrı) Waheguru’nun kız ve erkek evlatlarıdırlar. Sihler tüm yaratıklarınn, özellikle de insanların, haklarını korumak ve onların hakları için savaşmak zorundadırlar. Aynı zamanda iyimser bir bakış açısı olarak tanımlanabilecek Chardi Kala‘ya sahip olmaları teşvik edilir.

Sihler reenkarnasyona inanırlar. Tüm yaratıkların, öldükten sonra farklı vücutlara geçen bir ruha sahip olduğuna inanılır. Bu ruh göçü bağımsızlığa, özgürlüğe ulaşılana kadar devam eder. Sih dini kurtuluşun tek yolu olarak görülmez; diğer dinlerden insanlar da kurtuluşa erebilirler. Bu kavram diğer Dharmik dinler ile ortaktır.

Beş Kötülük

Her Sih’in yenmekle yükümlü olduğu Beş Şeytan veya Beş Kötülük bulunur:

  • Ankhar (ego - benlik)
  • Krodh (öfke)
  • Lobh (hırs)
  • Moh (maddi bağlılık)
  • Kam (şehvet)

Beş Erdem

Her Sih’in itaat etmesi gereken ve yukarıdaki beş kötülükle savaşırken kullanacağı beş erdem: memnuniyet, hayırseverlik, şefkat, olumlu tutum ve tevazu.

Temel Değerler

Bu konuda hakkında daha fazla bilgi için Sihizm’in temel değerleri maddesine bakınız.

Tüm Sihler şu değerlere inanmak zorundadır:

  1. Eşitlik: Tanrı katında tüm insanlar eşittir.
  2. Tanrı’nın ruhu: Tüm yaratıklar Tanrı’nın ruhlarını sahiptirler, bu nedenle de uygun şekilde saygı görmelidirler.
  3. Kişisel hak: Her kişinin yaşama hakkı vardır.
  4. Davranışlar: Kurtuluş kişinin hareketleri, davranışları doğrultusunda edinilebilir; iyi işler, Tanrı’nın hatırlanması vb.
  5. Aile hayatı yaşamak: Bir aile olarak yaşanması teşvik edilir.
  6. Paylaşım: Kutsal metine göre tüm Sihlerin kazançlarının en azından %10′unu, hayatlarının %10′u ile birlikte, diğerlerine yardım etmekte ve Tanrı hizmetinde harcamalıdırlar.
  7. Tanrı’nın takdirini kabullenmek: Mutlu olaylarla kötü olayları aynı şekilde görebilecek şekilde kişiliği geliştirmek, Tanrı’nın takdir ettiği her türlü olayı (iyi veya kötü) kabullenebilmek.
  8. Hayatın dört meyvesi: Hakikat, memnuniyet, tefekkür ve Naam.

Yasaklanan Davranışlar

Bu konuda daha fazla bilgi için Sihizm’in yasakladığı davranışlar maddesine bakınız.
  1. Mantıksız davranışlar: Batıl inançlar ve Sihlerce anlamı olmayan ayinler (sünnet olmak, hac yapmak, oruç tutmak, nehirlerde yıkanmak, görüntü veya putlara tapınmak vb.)
  2. Maddi bağlılık: (”Maya”) Maddi şeylerin (materyallerin) biriktirilmesi, bunlara aşırı bağlılık veya saplantı gösterilmesi Sihizm’de anlamsızdır, zira ölürken tüm mal varlığın burada (dünyada) kalacaktır.
  3. Yaratıkların kurban edilmesi: (Sati) Dulların kendilerini ölmüş kocalarıyla birlikte yakması, küçük veya büyük baş hayvanların kutsal bayram vb. zamanlarda kurban edilmesi ve benzeri şekilde canlıların kurban edilmesi yasaklanmıştır.
  4. Aile düzeni olmayan yaşam tarzı: Bir Sih’in münzevi, keşiş veya yogi hayatı yaşaması uygun görülmez, teşvik edilmez.
  5. Gereksiz konuşma: Övünmek, gıybet, yalan söylemek vs. yasaklanmıştır.
  6. Sarhoşluk: Alkol, narkotik maddeler, tütün ve diğer benzeri mest edici, sarhoşluğa neden olan maddelerin kullanımı teşvik edilmez.
  7. Ruhban sınıfı: Sihlerin dini görevlerini yerine getirmek için bir ruhban sınıfına veya herhangi bir din görevlisine, rahibe dayanmaları gerekmez.
  8. Önyargılı davranış: Sihler kast, ırk, sınıf, cinsel seçim veya cinsiyet ayrımı yapmamalıdırlar. Ayrımcılık ve adil olmayan davranışlar Sih öğretilerinin tamamen aksi olarak kabul edilir.

Teknik ve Metodlar

Bu konuda daha fazla bildi için Sihizm’in teknik ve metodları maddesine bakınız.

Üç Altın Kural, önem sıralarına göre:

  1. Kirat Karō: - Tanrı’yı hatırlayarak, dürüst kazanç, emek vb.
  2. Nām Japō: - Sihizm’deki Tanrı Adına ki bu “Waheguru”dur, meditasyon ve ibadet etmek. Naam Japna isminin tekrarlanmasıdır.
  3. Vand Chakkna: - İhtiyacı olanlarla paylaşım, bedava yiyecek (langar), gelirin %10′unu bahşetmek Dasvand, zamanın %10′unu iyilik için çalışarak harcamak.

Diğer Gözlemler

  1. Tanrı’nın oğlu değil: Gurular, Hristiyan anlayışındaki gibi bir şekilde “Tanrı’nın Oğlu” değildirler. Sihizm tüm insanlar Tanrı’nın çocukları olduğunu söyler ve buna göre Tanrı anne/babadır.
  2. Farklı seviyelerde yaklaşım: Sihizm, bir inanan olmak için farklı&çoğul seviyelerde yaklaşımın varlığını kabul eder. Buna göre örneğin günlük ibadetleri ve bazı gerekli erdemleri yerine getirmeyen inananlar da hâlâ birer Sihtirler.

Sihler

Sihizme inanan bir şahsa Sih denir. Sihizm sözcüğü Sih kelimesinden gelir ki bu sözcük de Sanskritçe ‘śiṣya’ (शिष्य) “mürit” veya “talebe” kökünden veya denk bir Pāli sözcüğü olan ’sikkhā’dan (सिक्खा) gelmektedir. Buna göre bir Sih On Guru’nun ve Sihizm’in kutsal metinlerinin (Guru Granth Sahib) bir talebesi, takipçisidir.

Çoğu Sih Pencap kökenlidir ve Hindistan’ın, Pencap eyaletinde yaşar. Yine de Sih topluluğu 100′den fazla ulusta ve dünyadaki her kıtada varlığını sürdürür. Sih erkekler ve bazı Sih kadınlar, uzun saçlarını kapayan şekilde sürekli olarak türban takmalarından tanınabilirler.

Bugün dünyada yaklaşık 23 milyon Sih yaşamaktadır ve bu Sihizmi dünyanın en büyük beşinci dini kılar. Yaklaşık 20 milyon Sih Hindistan’da, bunun da büyük bir kısmı Pencap eyaletinde yaşar. Bu sayı ile Sihizm Hindistan’ın dördüncü büyük dinidir. Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya, Güney/Doğu Afrika ve ABD’de önemli sayıda Sih bulunur. Ayrıca Malezya ve Singapur’da da önemli azınlık olarak mevcutturlar.

Başka 33/3, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 6:11 am

Işın Karaca’nın üçüncü solo albümü ‘Başka 33\3′ 19 haziran 2006 tarihinde raflardaki yerini aldı. Ağırlıklı olarak Alper Narman ve Fettah Can’la çalıştığı albümde Erdem Yörük’le yaptığı bir beste olan ‘Herşeye Rağmen’ oldukça değişik ve güzel. Albümün ismi oldukça ilginç, Işın Karacanın yaşı 33, 3. solo albümü, albümde 11 parça var sonuç Başka 33\3 . Bu albüm sayesinde müzik piyasası yeni bir söz yazarına daha kavuştu: Yasemin Pulat. Albümün çıkış parçası “Mandalinalar” oldu. Klip İstanbul Boğazında bir yatta çekildi. İkinci klip “Kalp Tanrıya Emanet” oldu. Üçüncü klip ise bir Onur Mete şarkısı olan “Bırakma” oldu.

Şarkı Listesi

  1. “Intro” - 1:13
  2. “Aradığım Aşk” (Söz-Müzik:Fettah Can & Alper Narman) - 5:05
  3. “Lambalı Radyo” (Söz-Müzik:Fettah Can & Alper Narman) - 5:45
  4. “Mandalinalar” (Söz-Müzik:Fettah Can & Alper Narman) - 4:57
  5. “Kalp Tanrıya Emanet” (Söz: Yasemin Pulat Müzik: Bülent Özdemir) - 4:37
  6. “Herşeye Rağmen (33/3)” (Söz: Yasemin Pulat Müzik: Işın Karaca & Erdem Yörük) - 4:50
  7. “Ayrı Ayrı” ‘(Söz-Müzik:Fettah Can & Alper Narman) - 3:32
  8. “Bedava Öylesine” (Söz-Müzik:Fettah Can & Alper Narman) - 4:21
  9. “Bırakma” (Söz-Müzik:Onur Mete) - 5:19
  10. “İki Eksi Bir” (Söz-Müzik:Fettah Can & Alper Narman) - 3:22
  11. “Bye Bye” (Söz-Müzik:Fettah Can & Alper Narman) - 5:07

Margaret Thatcher, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 4:32 am

Margaret Hilda Thatcher (okunuşu: Margırıt Hilda Tetçır, Barones-) (d. 13 Ekim 1925 Grantham, Lincolnshire, İngiltere), Demir Leydi lakabıyla da tanınan İngiliz siyasetçi, eski başbakan. Yakın tarihte İngiltere’yi en çok etkileyen kişilerden oldu. Hem büyük destek gördü, hem de ciddi bir muhalefetle karşılaştı.

Gençlik dönemi

Margaret Hilda Roberts, Doğu İngiltere’deki Grantham kasabasında doğdu. Babası Alfred Roberts manavdı, aynı zamanda yerel siyasette aktifti ve Metodist kiliselerinde vaaz veriyordu. Margaret da inançlı bir Metodist Hıristiyan oldu. Eğitim hayatı başarılı geçti. Oxford Üniversitesi’ne bağlı Somerville Koleji’nde kimya okudu. 1946′da Oxford Üniversitesi Muhafazakârlar Derneği Başkanı seçildi. Mezun olduktan sonra kimya sektöründe çalıştı. Dondurmanın erimeden saklanmasını sağlayan teknolojiyi geliştiren ekibin üyesiydi.

1950-1970 arası siyasi kariyer

1950 ve 1951 seçimlerine Muhafazakâr Parti’nin en genç adayı olarak katıldı, İşçi Partisi’ne karşı bu partinin kalelerinden Dartford’da mücadele etti. Siyasi çalışmaları sırasında tanıştığı Sir Denis Thatcher ile 1951′de evlendi. Zengin bir işadamı olan Denis Thatcher, eşinin çalışmalarını mali olarak destekledi. 1953 yılında ikiz çocukları oldu, aynı yıl Thatcher vergi hukuku uzmanı olarak baroya girdi.

Thatcher, Muhafazakâr Parti’nin kalelerinden birinde aday olmak için çaba gösterdi. Birkaç kez reddedilmesinin ardından, 1959 seçimlerinde Finchley’den aday oldu ve Avam Kamarası’na seçildi. Parlamentodaki ilk konuşmasında sıradışı olarak yerel meclislerin toplantılarını halka açık yapması için çağrıda bulundu, bu teklif daha sonra kanunlaştı. 1961′de Partisine karşı çıkarak sopanın bir ceza aracı olarak kullanılmasının kaldırılması için oy verdi. Erkek eşcinselliğinin suç olmaktan çıkarılmasını savunan az sayıdaki Muhafazakâr Parti milletvekilinden biriydi. Kürtaja izin verilmesi yönünde oy kullandı. Öte yandan, idam cezasının kaldırılmasına karşıydı ve boşanmanın kolaylaştırılması için getirilen teklife karşı oy verdi. 1966′da İşçi Partisi’nin vergi siyasetine karşı yaptığı başarılı konuşmada, bu siyasetin “sadece sosyalizme değil, komünizme doğru atılan adımlar” olduğunu öne sürdü. 1967′deki gölge hükümette yakıttan, ulaştırmadan ve nihayet eğitimden sorumlu bakan oldu.

Heath kabinesinde

Muhafazakâr Parti 1970 seçimlerini kazanınca, Thatcher, Heath kabinesinde Eğitim ve Bilim Bakanı oldu. Bakanlığının ilk aylarında, bütçe kısıntısı yapmak zorunda kaldı ve yedi ila onbir yaşındaki çocuklara verilen bedava süt dağıtımını kaldırdı. (İşçi Partisi, bu dağıtımı ortaokullar için daha önce kaldırmıştı). Bu nedenle halk arasında “süt hırsızı” olarak anılmaya başlandı ve protestolarla karşılaştı. Yakın zamanda açıklanan bakanlar kurulu tutanaklarına göre, Thatcher bütçe kısıntısına karşı çıkmış, ancak çoğunluğun kesintiden yana oy kullanması üzerine uyumu bozmamak için diğer bakanların kararını uygulamak zorunda kalmıştı. [1]

Thatcher, bakanlığı döneminde “solcu” olarak nitelenebilecek bir kararla sınavlı ortaokulların kaldırılması, eşit eğitim veren liselerin yaygınlaşması için çalıştı. Ayrıca İngiltere’de açık öğretim yapan ve tasarruf amacıyla kapatılması düşünülen Açık Üniversite (Open University)’yi kapanmaktan kurtardı. Thatcher, bunun genç yaşta üniversite eğitimi fırsatını kaçırmış fakat kendisini geliştimek isteyen yetişkinler için ucuz bir imkân olduğunu düşünüyordu.

Muhafazakâr Parti’nin 1974′teki yenilgisinden sonra yine gölge kabineye atandı, bu kez Çevre Bakanı oldu. Bu konumdayken, yerel yönetimlere gelir sağlayan oransal vergi sistemini kaldırıp kelle vergisine geçişi savunan siyasetini oluşturmaya başladı. Bu siyaset, Muhafazakâr Parti’de çok yandaş toplayacaktı.

Heath hükümetinin mali politikalarda ipin ucunu kaçırdığını savunan Sir Keith Joseph’i destekledi. Heath’in 1974′te ikinci kez seçim kaybetmesi üzerine, Joseph ona karşı aday olmaya karar verdi, fakat sonra vazgeçti. Bunun üzerine Thatcher, Heath’a rakip olmaya karar verdi ve Muhafazakâr Parti Başkanlığına adaylığını koydu. İlk turda beklenmedik şekilde Heath’tan fazla oy alan Thatcher, 11 Şubat 1975′te yapılan ikinci turda gerekli oy çoğunluğunu sağlayarak başkan oldu. Heath’ın kendisine selef olarak seçtiği William Whitelaw’ı başkan yardımcılığına getirdi.

Muhalefet lideri

19 Ocak 1976′daki bir konuşmasında Sovyetler Birliği’ne ağır eleştiriler getirdi:

“Ruslar dünya hâkimiyeti peşinde ve tarihin tanıdığı en yayılmacı devlet olabilmek için gerekli tüm imkânları hızla topluyor. Sovyet politbürosundaki adamlar kamuoyunun ne düşündüğüyle ilgilenmek zorunda değil. Silahları tereyağının önüne koyuyorlar, bizse hemen her şeyi silahların önüne koyuyoruz.”

Buna cevap olarak Sovyet Savunma Bakanlığı gazetesi Krasnaya Zvezda (Kızıl Yıldız), Thatcher’a “Demir Leydi” lakabını taktı. Lakap, kısa zamanda Moskova Radyosu tarafından tüm dünyaya yayıldı. Thatcher bu lakabı çok sevdi ve boyun eğmez - kararından dönmez kişiliğinin simgesi olarak benimsedi.

Kurduğu gölge kabinede Heath taraftarlarına da yer verdi ve Muhafazakâr Parti içindeki farklı görüşlerin temsil edilmesine gayret etti. Monetarist maliye görüşlerini Parti’ye kabul ettirmek için dikkatli davranmak zorundaydı. Heath hükümetinin ademi merkeziyetçi İskoçya siyasetine son verdi. Ocak 1978′de Granada Televizyonu’na verdiği bir mülakatta “insanlar bu ülkenin başka bir kültürün insanları tarafından işgal edileceğinden ciddi endişe duyuyor” demesi, kamuoyunda tartışma başlattı. [2] %43 seviyesindeki Muhafazakâr Parti halk desteği, mülakattan hemen sonra %49′a fırladı. Bazı yorumcular, Thatcher’ın bu konuşmayla aşırı sağcı Britanya Ulusal Cephesi (British National Front) yandaşlarını Muhafazakâr Parti saflarına çektiğini öne sürdüler.

1979′daki genel seçimlerden önce yapılan anketler, çoğunluğun Muhafazakâr Parti’yi desteklemekle birlikte, İşçi Partisi başkanı James Callaghan’ın başbakan olmasını tercih ettiğini gösteriyordu. İşçi Partisi, 1978-79 kışında sanayi kesimindeki anlaşmazlıklar, grevler, yüksek işsizlik oranı ve kamu hizmetlerindeki gerilemeler nedeniyle yıprandı. Muhafazakârlar, “İşçi Partisi çalışmıyor” (bkz. [3]) gibi sloganlarla rekor düzeydeki işsizliği ve hükümetin işgücü pazarına aşırı müdahalesini eleştirdiler.

Callaghan hükümeti, güvenoyu alamaması üzerine 1979 ilkbaharında düştü. Genel seçimler sonucunda Muhafazakâr Parti Avam Kamarası’nda 43 sandalyelik bir çoğunluk yakaladı ve Margaret Thatcher başbakan seçildi.

1979 - 1983

Thatcher, İngiltere’nin ekonomik çöküşünü önleme ve devletin iktisattaki rolünü küçültme vaatleriyle 4 Mayıs 1979′da hükümeti kurdu. İngiliz bürokrasisinde hâkim olan görüşten etkilenerek, İngiltere’nin İmparatorluk günlerinden beri gerilemekte olan etkisini artırarak uluslararası ilişkilerde daha etkin olmasını ve liderliğe oynamasını istiyordu. 1980′de ABD başkanı olan Ronald Reagan ve (daha az ölçüde) 1984′te Kanada Başbakanı olan Brian Mulroney ile pek çok noktada benzeşiyordu. Muhafazakârlık anglosakson dünyasında baskın siyasi ideoloji haline gelmekteydi. 1983′te başbakan olan Turgut Özal da liberal muhafazakârlığı Türkiye’de uyguladı ve Thatcher’a benzer bir iktisadi siyaset yürüttü.

Mayıs 1980′de İrlanda Başbakanı Charles Haughey ile Kuzey İrlanda sorunu hakkında görüşmeden bir gün önce Avam Kamarası’nda “Kuzey İrlanda’nın anayasal sorunları sadece Kuzey İrlanda halkını, bu hükümeti, bu parlamentoyu ilgilendirir ve başka hiç kimseyi ilgilendirmez!” dedi.

1981′de Kuzey İrlanda’daki Maze hapishanesinde bulunan İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) ve İrlanda Ulusal Özgürlük Ordusu mahkûmları, beş yıl önce ellerinden alınan siyasi mahkûm konumunu tekrar kazanmak için açlık grevine başladılar. Thatcher önceleri “Suç suçtur, siyaset değil” diyerek mahkûmlarla uzlaşmayı reddetti. Ancak on mahkûmun ölümüyle grevin sona ermesinin ve kamuoyundaki huzursuzluğun giderek artmasının ardından siyasi mahkûmlara verilen bazı haklar yeniden tanındı.

Thatcher, diğer yandan önceki İşçi Partisi hükümetinin Kuzey İrlanda’nın güvenlik işlerini yerel güçlere bırakma anlamına gelen “Ulsterleştirme” siyasetini sürdürdü. Thatcher’a göre, İngiltereyle birliği savunan Kuzey İrlanda, IRA’ya karşı kendini savunmalıydı. Bu durum, İngiliz askerlerinin Kuzey İrlanda’da ölmesi sonucu kamuoyunda meydana gelen tepkileri ve ordunun üzerindeki yükü azaltacaktı.

İktisat alanında, Thatcher, faizleri artırıp para arzını düşürmeyi hedefleyerek işe başladı. Gelir üzerinden vergi almaktansa dolaylı vergiyi tercih ettiğinden, KDV oranlarını aniden %15′e çıkarttı, bunun sonucu olarak enflasyon da hızla arttı. Bu siyaset, özellikle otomotiv sektöründeki işletmeleri kötü etkilediğinden, işsizlik İşçi Partisi zamanındaki bir milyon kişi seviyesinden hızla iki milyon kişiye yükseldi.

Siyasiler Thatcher’ın bu siyasetten U dönüşü yapmasını beklerken, o 1980 parti kongresinde siyasetini savundu: “Nefesini tutup medyatik deyimiyle U dönüşü yapmamı bekleyenlere tek bir sözüm var: İsterseniz siz dönün, Leydi dönmeyecek.” Bu sözler 1981 bütçesiyle teyit edildi: 364 ünlü iktisatçıdan gelen açık mektupta dile getirilen endişelere rağmen, hükümet, durgunluğun tam ortasında vergi oranlarını artırıyordu. Ocak 1982′de enflasyon yeniden tek haneli rakamlara düştü ve faizler de düşürülmeye serbest bırakıldı. İşsizlik artmaya devam etti ve resmi rakam olan 3,6 milyona ulaştı -ki işsizlik tanımında yapılan değişiklik yüzünden resmi rakamların düşük olduğunu söyleyen yorumcular gerçek işsizliğin beş milyona ulaştığını tahmin ediyordu. Ancak Lord Tebbit, işsizlik sigortasından yararlanmak için çalıştığı halde kendisini işsiz gösteren kişiler yüzünden gerçek işsizliğin üç milyona bile ulaştığından şüphe ettiğini söyledi.

1983′te İngiltere’nin sanayi üretimi, 1978′deki düzeye göre %30 gerilemişti.

Bu esnada, Arjantin’de işbaşına gelen cunta yönetimi, ekonomik alanda yaşadığı sıkıntılar nedeniyle kaybettiği halk desteğini tekrar kazanmanın yollarını arıyordu. 2 Nisan 1982′de Arjantin, 1830′dan beri hak iddia ettiği Falkland (İspanyolca: Malvinas) adalarını işgal etti. Bu, II. Dünya Savaşı’ndan beri bir İngiliz toprağının ilk işgal edilişiydi. Birkaç gün içinde Thatcher, bir deniz filosunu adaları geri almak için gönderdi. Falkland Savaşı’nda İngiltere’nin başarılı olması, Thatcher’ın halk desteğini arttırdı.

Falkland Savaşı ve muhalefetin bölünmüşlüğü sayesinde, Muhafazakâr Parti Haziran 1983 seçimlerinden önemli bir çoğunluk sağlayarak çıktı. 1983 başlarında iktisatta görülen düzelme emareleri de Muhafazakârların başarısında rol oynadı. Bu, Thatcher’ın kariyerinde bir zirveydi.

1983 - 1987

Thatcher, sendikaların gücünü kırmaya kararlıydı, ama Heath hükümetinin aksine, bunu tek bir kanunla zorlamak yerine yavaş yavaş gerçekleştirmeyi tercih etti. Çeşitli sendikalar, Thatcher’ı yıpratmayı hedefleyen grevler düzenledi. Bunlardan en önemlisi, 1984-85′te Millî Madenciler Sendikası’nın düzenlediği grevdi. Thatcher, önceden kömür stoklayarak greve hazırlanmıştı, böylece 1972′dekinin aksine hiç elektrik kesintisi olmadı. Grev sırasında polisin uyguladığı yöntemler, insan hakları savunucularının tepkisini çekse de, grevci işçilerin greve katılmayanların çalışmasını önlemek için şiddet kullandığını gösteren fotoğrafların basında yer alması, kamuoyunun grevcilere karşı dönmesini sağladı. Madencilerin grevi bir yıl sürdü ve sendikalar herhangi bir kazanım elde etmeden grevi sona erdirmek zorunda kaldılar. Thatcher, bunun üzerine 15′i hariç tüm ocakları kapattı ve kalanları da 1984′te özelleştirdi.

Kaçakçıların, Birleşmiş Milletler’in silah ambargosu altındaki Güney Afrika Cumhuriyeti apartheid yönetimine İngiltere’den silah kaçırdığının ortaya çıkması üzerine, Thatcher, İngiltere’nin önemli yatırımları bulunan ve gitgide Birleşmiş Milletler’in iktisadi yaptırımlarıyla karşılaşma ihtimali artan bu ülkenin Başkanı P.W. Botha ve Dışişleri Bakanı Pik Botha’yı İngiltere’ye çağırdı. Thatcher, Botha’yı apartheid siyasetini sona erdirmesi, Nelson Mandela’yı serbest bırakması, siyahların özgürlüğünü savunanları kovuşturmaktan vazgeçmesi, komşu ülkelerdeki Afrika Ulusal Kongresi (ANC) üslerini bombalamaktan vazgeçmesi, Namibya’dan çekilmesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uyması konusunda uyardı. Ancak Botha bu uyarıları dikkate almadı. Haziran 1986′da Guardian gazetesine verdiği bir mülakatta Thatcher, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne iktisadi yaptırım uygulamanın ahlaki olmadığını, zira bu yaptırımların milyonlarca siyahın işsiz kalmasına neden olacağını söyledi.

12 Ekim 1984 sabahı, 59. yaşgününden bir gün önce, Thatcher, Muhafazakâr Parti kongresi için kalmakta olduğu Brighton Oteli’ne IRA tarafından konulan bombanın patlamasından kıl payı kurtuldu. Patlamada beş kişi öldü. Thatcher, eğer banyoya girmesi biraz gecikmiş olmasaydı, patlamada zarar görecekti. [4] Thatcher’ın kongrenin ertesi gün programa uygun olarak toplanmasını istemesi ve bombacılara rağmen konuşmasını yapması, siyasi çevrelerde takdir topladı.

15 Kasım 1985′de, Thatcher, İrlanda Başbakanı Garret FitzGerald ile bu ülkeye ilk defa (tavsiye mahiyetinde de olsa) Kuzey İrlanda yönetiminde söz hakkı tanıyan Hillsborough Antlaşması’nı imzaladı. Antlaşma, Kuzey İrlanda’daki birlik taraftarlarınca öfkeyle karşılandı. Birlik yanlısı partiler parlamentodan toplu halde istifa ederek büyük çoğunluk sağladıkları erken seçimler yoluyla bir tür referandum yaptılar. Buna karşın, antlaşmayı iptal ettiremediler.

Thatcher’ın siyasi ve iktisadi felsefesi, serbest pazar ve girişimcilik üzerine kuruluydu. İktidara geldiğinde, deneysel mahiyette, küçük bir kamu işletmesini işçilerine satmış ve çok olumlu tepkiler almıştı. 1983 seçimlerinden sonra hükümet daha cesur hareket etti ve British Telecom’dan başlayarak 1940′lardan beri kamu mülkiyetinde olan pek çok büyük işletmeyi elden çıkarttı. Halkın yaygın bir kesimi satılan hisseleri aldı, ne var ki çoğu kişi kısa sürede kâr gerçekleştirmek için hisselerini sattı. Sol siyasetçilerin şiddetle karşı çıktığı özelleştirme politikası, Thatcherizm’le birlikte anılır oldu. Hisse senetlerinin tabana yayılması, bu politikaya destek verenler tarafından halk kapitalizmi olarak adlandırıldı.

Soğuk Savaşta Thatcher, Reagan’ın caydırma siyasetini destekledi. Bu, 1970′lerde Batı’nın yürüttüğü yumuşama siyasetine karşıttı ve yumuşamaya bağlı müttefiklerle sürtüşmeye neden oldu. Thatcher, ABD’nin nükleer cruise füzelerinin Britanya adalarında konuşlanmasına izin vererek Nükleer Silahsızlanma Hareketi’nin tepkisini çekti. Mamafih, reformist Sovyet lider Gorbaçov’un iktidara gelmesini olumlu karşılayan ilk Batılı lider de o oldu. Gorbaçov’un iktidara gelmesinden üç ay önce yapılan bir buluşma sonrasında, Thatcher, onun için “birlikte çalışabileceğimiz birisi” şeklinde yorum yaptı. Bu, Batılı güçlerin Sovyetler ile 1991′de bu ülkenin yıkılışına kadar tekrar bir yumuşama dönemine gireceğinin göstergesiyidi. Thatcher, Soğuk Savaş’ın sonucunu gördü ve onu destekleyenler, hem caydırma hem de yumuşama siyasetleriyle, Batı’nın kazandığı zaferde rolü olduğunu savundular.

1985′te Oxford Üniversitesi, eğitim bütçesinde kısıntı yapması nedeniyle, Oxford mezunu başbakanlara geleneksel olarak verilen fahri doktora unvanını kendisine vermeyi reddetti.

1986′da diğer Nato müttefiklerinin protestolarına karşın, ABD’nin İngiltere’deki üslerden Libya’yı bombalamasına destek verdi. Savunma alanında ABD ile işbirliği yapmayı tercih ettiğinden, İngiliz helikopter üreticisi Westland’ın İtalyan Augusta şirketi yerine ABD’li Sikorsky şirketiyle ortak olmasını sağladı. Augusta ile çoktan anlaşmış olan Savunma Bakanı Michael Haseltine, Thatcher’ın bu kararını ve yönetim tarzını protesto etmek için istifa etti. Haseltine, daha sonra da parti içinde Thatcher’la rekabet etti ve 1990′da iktidardan düşmesini sağlayanlardan biri oldu.

İkinci iktidarında Thatcher, iki önemli dış siyaset başarısına imza attı:

  • 1984′teki Çin ziyaretinde, Deng Şiaoping ile Çin-İngiliz Ortak Deklerasyonu’nu imzaladı. Buna göre, Çin, Hong Kong’a “Özel Yönetim Bölgesi” statüsü tanıyacak, 1 Haziran 1997′de yönetimini ele aldıktan sonra dahi “tek ülke, çift sistem” ilkesi gereğince elli yıl daha iktisadi durumunu değiştiremeyecekti.
  • Kasım 1979′da Dublin’de toplanan Avrupa Konseyi’nde, Thatcher, İngiltere’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) verdiklerinin aldıklarından çok daha fazla olduğunu iddia etmişti. Zirvede “Topluluktan veya başka herhangi birisinden para istemiyoruz. Sadece kendi paramızı geri istiyoruz.” demişti. Thatcher’ın savları kabul gördü ve Haziran 1984′te Fontainbleau Zirvesi’nde AET, İngiltere’nin katkılarıyla kazanımlarının arasındaki farkın %66’sını yıllık taksitler halinde iade etmeyi kabul etti. Bu antlaşma hala yürürlüktedir ve Avrupa Birliği üyeleri arasında zaman zaman tartışmalara neden olmaktadır.

1987 - 1990

İktisadi patlama ve İşçi Partisi’nin tek taraflı nükleer silahsızlanmayı savunması sonucu 1987 seçimlerini 102 sandalye farkla kazanan Thatcher, Lord Liverpool’dan beri en uzun süre görevde kalan ve Lord Palmerstone’dan beri ilk defa üç seçimi üst üste kazanan başbakan oldu. Daily Mirror, Guardian ve Independent dışındaki tüm İngiliz gazeteleri onu destekliyor, buna karşılık basın sekreterinden düzenli brifingler alıyordu. Tabloid gazeteler ona sevimli bir lakap takmıştı: “Maggie”. Rakipleriyse bu lakabı “Maggie dışarı!” şeklinde aleyhine bir slogana dönüştürdü. Sol çevrelerde kendisine duyulan tepki, dönemin bazı şarkılarına yansımıştı: Stand Down Margaret (Otur Aşağı Margaret, The Beat), Tramp the Dirt Down (Pisliği Ez, Elvis Costello), Margaret On The Guillotine (Margeret Giyotinde, Morrissey), Mother Knows Best (Anne En İyisini Bilir, Richard Thompson).

Erkek eşcinselliğini önceleri desteklemiş olmasına karşın (yukarı bkz.), Thatcher 1987′deki parti kongresinde “Geleneksel ahlaki değerlere saygı göstermeyi öğrenmesi gereken çocuklarımıza, eşcinsel olmanın temel bir hakları olduğu öğretiliyor.” dedi. Bazı Muhafazakâr milletveklilleri eşcinselliğin “teşvik edilmesine” karşı çoktan bir hareket başlatmıştı. Aralık 1987′de çıkarılan tartışmalı bir kanunla okullarda eşcinselliğin “meşru bir ilişki türü” olabileceğinin öğretilmesi yasaklandı. Bu kanun sonraki yıllarda iptal edilmiştir.

Sosyal reformlar sonucu yetişkinler için ABD’dekine benzer bir İş Bulma Eğitimi sistemi kuruldu.

1980′lerin sonunda, aslında bir kimyacı olan Thatcher, çevre sorunlarıyla ilgilenmeye başladı. 1988′de, küresel ısınma, ozon deliği ve asit yağmuru sorunlarını kabul eden önemli bir konuşma yaptı. 1990′da meteorolojik tahmin ve araştırmalar için Hadley Merkezi’ni kurdu. [5] 2002′de yayımlanan kitabı Devlet Sanatı’nda (Statecraft), küresel ısınmaya insanların neden olduğu fikrine destek verdiği için pişmanlık duyduğunu anlatır:

“Çevresel sorunlara karşı hangi uluslararası önlemleri almaya karar verirsek verelim, iktisatlarımızın büyümesine ve gelişmesine engel olmamalıyız, zira gelişme olmadan çevre koruma maliyetlerini karşılamak için gerekli refahın yaratılması mümkün değildir.”

1988′de Belçika, Bruges’de yaptığı bir konuşmada, Avrupa Topluluğu’nun (AT) federal bir yapıya dönüştürülmesi önerilerine ve karar alma mekanizmasının merkezileşmesine karşı görüşlerini açıkladı. İngiltere’nin üyeliğini desteklese de, Thatcher AT’nin rolünün serbest pazar ve etkin rekabet koşullarını yerine getirmek olduğuna inanıyor, yeni AT düzenlemelerinin İngiltere’de yaptığı reformları geriye döndürmesinden korkuyordu:

“İngiltere’de devletin sınırlarını başarıyla daraltmamızın nedeni, bunların Avrupa düzeyinde tekrar genişletildiğini ve bir Avrupa üst-devletinin Brüksel’de yeniden tahakküm kurmasını seyretmek değildir.”

AT’nin hazırlanmakta olduğu İktisadi ve Parasal Birliğe, tek bir para biriminin millî paraların yerine geçmesine özellikle karşıydı. Bu konuşma diğer Avrupalı liderlerin protestolarına neden oldu ve Muhafazakâr Parti içinde Avrupa siyaseti konusunda derin bir çatlağın olduğunu ortaya çıkardı.

6-8 Nisan 1988′de Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu.

1989′da, sürdürülemez haldeki iktisadi patlamayı durdurmak için faiz oranlarını arttırması üzerine Thatcher’ın kamuoyu desteği bir kez daha düştü. Thatcher, Avrupa para birliğine hazırlanma siyaseti izleyen Hazine Bakanı Nigel Lawson’u suçladı. Kasım 1987′de Financial Times gazetesine verdiği bir demeçte, Thatcher, bu siyasetten haberdar olmadığını ve tasvip etmediğini söyledi.

Haziran 1988′de Madrid’deki Avrupa Topluluğu zirvesi öncesi yapılan bir toplantıda, Lawson ve Dışişleri Bakanı Geoffrey Howe, Thatcher’ı parasal birliğin hazırlık aşaması olan Döviz Kuru Mekanizması’na katılmak için gerekli koşulları kabul etmeye zorladı. Toplantıda ikisi de Thatcher’ın koşulları kabul etmemesi halinde istifa edeceklerini söylediler. Thatcher, Howe’u azlederek ve iktisadi konularda daha çok danışmanı Sir Alan Waters’a danışarak her ikisinden de intikam aldı. Lawson, Thatcher’ın kariyerinin altını oyduğunu düşünerek Ekimde istifa etti.

Aynı yılın Kasımında, Thatcher, Muhafazakâr Parti liderliği için Sir Anthony Meyer’in rekabetiyle karşılaştı. Thatcher Meyer’i kolayca yense de, altmış kişi Meyer’e oy verdi veya seçime katılmadı - ki bu iktidardaki bir başbakan için yüksek bir sayıydı. Öte yandan, partideki taraftarları, Thatcher’ın on yıldır başbakanlık koltuğunda yıprandığını ve toplam oy sayısının 370 olduğunu vurgulayarak bu sonucun başarlı olduğunu öne sürdüler. [[6]]

Thatcher’ın yerel yönetim vergilerini kaldırmak üzere önerdiği 1987 seçimlerinde Muhafazakâr Parti programında da yer alan yeni vergi sistemi, İskoçya’da 1989′da, İngiltere ve Galler’de 1990′da uygulamaya alındı. Mal varlığına dayalı hesaplanan yerel vergilerin yerine “kelle vergisi” olarak bilinen ve herkes için genelde eşit olan (düşük gelirlilere bazı indirimler vardı) vergi tepkilere yol açtı.

Thatcher’ın başbakanlıktaki son icraatlarından biri, ABD Başkanı G.W. Bush’a Saddam Hüseyin’i Kuveyt’ten çıkarmak için Ortadoğu’ya asker göndermesi yönünde baskı yapmak oldu. Bush’un bu plan hakkında bazı çekinceleri vardı, ama Thatcher ona “tereddüt edecek vaktimiz yok” diye karşılık verdi.

Ekim 1990′daki Muhafazakâr Parti kongresinden önceki Cuma günü, yeni Hazine Bakanı John Major’a faiz oranlarını %1 indirmesi talimatını verdi. Major, onu, parasal istikrarı korumak için tek yöntemin “Madrid koşulları”na uymasalar bile aynı zaman zarfında Döviz Kuru Mekanizması’na katılmak olduğuna ikna etti. O yılın Muhafazakâr Parti kongresi büyük bir uyum içinde geçti, öyle ki, katılımcılardan pek azı Thatcher’ın iktidardaki günlerinin sayılı olduğunu düşünebilirdi.

İktidardan düşüş

Bayan Thatcher’ın siyasetten uzaklaştırılması, bazı yorumculara göre İngiliz siyasi tarihinin en dramatik olaylarından biridir. Uzun süre iktidarda kalan, seçimlerde mağlup edilemeyen bir başbakanın parti içi oylamayla azledilmesi ilk bakışta inanılmaz gözükmektedir. Mamafih, 1990′a gelindiğinde, Thatcher’ın yerel yönetim vergi politikası, hükümetinin iktisadı kötü yönettiğine ilişkin kamuoyunda yayılan görüş (özellikle %15 mertebesine ulaşan yüksek faiz oranları, evsahipleri ve işadamlarının desteğinin aşınmasına yol açtı) ve Avrupa ile bütünleşme konusunda Muhafazakâr Parti içinde ortaya çıkan bölünmeler, hem kendisinin hem de partisinin siyasi alanda giderek zayıfladığını gösteriyordu.

1 Kasım 1990′da, Thatcher’ın en eski ve sadık müttefiklerinden Sir Geoffrey Howe, Thatcher’ın Avrupa siyasetini protesto etmek için Başbakan Yardımcılığı görevinden istifa etti. Eski rakibi Michael Heseltine, parti liderliği için kendisine meydan okudu ve ilk turda oylamayı ikinci tura taşıyacak kadar fazla oy elde etti. Önceleri ikinci turda da yarışmak istediğini söylemekle birlikte, Thatcher, kabine üyelerine danıştıktan sonra seçimden çekilmeye karar verdi. 22 Kasım günü saat sabah 09:30′da Kabine’ye ikinci turda aday olmayacağını açıkladı. Hemen ardından, kamuoyuna istifasıyla ilgili bir açıklama yapıldı:

“Meslektaşlarıma etraflıca danıştıktan sonra, Parti’nin birliği ve gelecek seçimlerde başarı sağlaması açısından, seçimden çekilip diğer hükümet üyelerine liderlik için aday olma imkânı vermemin daha uygun olacağına karar verdim. Gerek hükümetten gerekse hükümet dışından bana böylesine fedakârca destek veren herkese teşekkür ederim.”

Mağlup Thatcher, Avam Kamarası’nda hükümetine karşı yapılan bir güvenoylaması sırasında, etkileyici konuşmalarından birini yapma fırsatını yakaladı:

“…tek para birimi Avrupa siyasetiyle ilgilidir, bu Avrupa federasyonunun arka kapıya dayanmasıdır.

Selefi olarak John Major’ı destekledi ve o da liderlik yarışını kazandı. İstifasının ardından yapılan bir ankette, İngiliz halkının %52’si “son kertede Thatcher’ın ülkeye yararlı olduğunu” söylerken, %44′ü “kötü” olduğunu söyledi. 1991′de Parti’nin yıllık kongresine girdiğinde daha önce görülmemiş şekilde dakikalarca ayakta alkışlanarak karşılandı, ancak konuşma yapması için yapılan çağrıları reddetti. Mamafih, Başbakanlıktan istifa ettikten sonra zaman zaman Avam Kamarası’nda konuştu. 1992 seçimlerinde parlamentodan ayrıldı.

Siyaset sonrası hayatı

1992′de “barones” unvanı aldı. Bu sayede Lordlar Kamarası’na girme imkânı elde etti. Kamara’da Maastricht Antlaşması’nı eleştiren bir dizi konuşma yaptı. “Fazla ileri giden bir antlaşma” olarak niteledi, Haziran 1993′te ise Lordlar Kamarası’nda “ben bu antlaşmayı asla imzalamazdım” dedi. [[7]] Ayrıca antlaşmanın referanduma sunulmasını, üç büyük parti de onay verdiğine göre halkın görüşünün sorulması gerektiğini savundu. [8]

Ağustos 1992′de NATO’ya Goradze ve Saraybosna’daki Sırp saldırısını durdurması ve Bosna Devleti’ni koruması için çağrıda bulundu. Bosna’daki olayların “Nazilerin en kötü azgınlıklarını hatırlattığını” söyledi. [9] Aynı yılın Aralık ayında Bosna’da bir soykırım olabileceğini söyledi. Nisan 1993′te, Srebrenica’daki ilk katliamın ardından Thatcher bunun “Avrupa’da bir daha asla görmeyeceğimizi düşündüğü türden bir ölüm tarlası” olduğunu söyledi.

1990′da Başbakanlıktan istifa ettikten kısa süre sonra Kraliçe tarafından İngiltere’nin en büyük nişanlarından Liyakat Nişanı ile ödüllendilmişti. Ayrıca, eşi Denis Thatcher’a 1991′de baronetlik verildi (böylece oğulları Mark, bir soyluluk unvanı devralabilecekti). Bu, 1965′ten beri baronetlik unvanının ilk verilişiydi. 1995′te Thatcher’a, İngiltere’nin en yüksek şövalyelik örgütü olan Garter Örgütü üyeliği verildi.

Haziran 1992′de tütün devi Philip Morris Şirketi’ne yılda 250.000$ maaş ve vakfına yıllık 250.000$ bağış karşılığı, jeopolitik danışman oldu.

1993′ten 2000′e kadar, 1693 kraliyet beratıyla kurulan Virginia, ABD’deki William ve Mary Koleji’nde rektörlük yaptı. Ayrıca İngiltere’nin tek özel üniversitesi olan Buckingham Üniversitesi’nin rektörlüğünü yürüttü. Bu işinden 1998′de emekliye ayrıldı.

Hatıralarını Güce Giden Yol ve Downing Street Yılları adında iki cilt halinde kaleme aldı. 1993′te BBC televizyonunda yayımlanan Downing Street Yılları’nda Thatcher, başbakanlıktan istifa etmesine neden olan bakanlar kurulu isyanını “yüzü gülen ihanet” olarak tasvir etti.

Kamuoyu nezdindeki desteğini sürdürmekle birlikte, özel konuşmalarında Thatcher, John Major’a siyasetinden duyduğu rahatsızlığı belli etti. Bu görüşleri basına da sızdı ve yayımlandı. Major hükümetinin kamu harcamalarını artırmasını, vergi artırımlarını ve Avrupa bütünleşmesine verdiği desteği eleştirdi. 1994′te Tony Blair’in İşçi Partisi lideri seçilmesinin ardından Mayıs 1995′te verdiği bir mülakatta, Blair’i “Muhtemelen Hugh Gaitskell’den beri en müthiş İşçi Partisi lideri. Onların ön saflarında çok sosyalist görüyorum ama Bay Blair bunlardan biri değil. Gerçekten değiştiğine inanıyorum.” diye övdü. [10]

Muhafazakâr Parti’nin İşçi Partisi tarafından hezimete uğratıldığı seçimlerin ardından yapılan Parti başkanlığı seçiminde, Thatcher, “devlet hakkında modası geçmiş fikirlere sahip ve Avupa’nın bütünleşmesini savunan” Kenneth Clarke’tan “sonsuz kere daha iyi bir başkan olabilecek” Iain Duncan Smith’i destekledi. [11]

2002′de yayımladığı Devlet Sanatı: Değişen Dünya İçin Stratejiler adlı kitabında, 1990′daki istifasından beri uluslararası ilişkiler konusunda geliştirdiği düşünceleri dile getirdi. Kitabın özellikle Avrupa Birliği konusundaki bölümleri tartışma yaratıcı mahiyetteydi: İngiltere’nin milli egemenliğini koruması için üyelik koşullarının gözden geçirilmesini, bunun başarısız olması halinde, Avrupa Birliği’nden ayrılarak NAFTA’ya katılmayı öneriyordu. Bu bölümler, The Times gazetesinde tefrika halinde yayımlanmaya başladığı 18 Mart Pazartesiden, sağlık sebepleriyle demeç vermesinin doktorları tarafından yasaklandığının açıklandığı 22 Mart Cumaya kadar siyasi alanda öfkeye neden oldu. Thatcher, bir dizi küçük felç geçirmiş, sağlık durumu çok hassas bir duruma gelmişti.

11 Haziran 2004′te, Thatcher, eski ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Washington’da Milli Katedral’deki cenaze töreninde video kaydıyla gösterilen dokunaklı bir veda konuşması yaptı.

Aralık 2004′te Muhafazakâr milletvekilleriyle yaptığı özel bir toplantıda, İngiliz Hükümeti’nin nüfus kağıdı çıkarma projesine karşı olduğunu açıkladığı söylenir. Thatcher’ın nüfus kağıtları için “bu ülkeye tamamen yabancı, Cermenik bir kavram” dediği iddia edilir. [12]

13 Ekim 2005′te, Thatcher, Hyde Park’daki Mandarin Oriental Oteli’nde, Kraliçe ve Edinburgh Dükü’nün de katıldığı bir partiyle 80. doğumgününü kutladı. Orada, artık Aberavon Lordu unvanını almış olan Geoffrey Howe, Thatcher’ın siyasi kariyeri için “Onun gerçek zaferi sadece bir değil iki partiyi değiştirmiş olmasıdır, öyle ki İşçi Partisi tekrar iktidara geldiğinde, Thatcherizmin ana gövdesinin artık değiştirilemez olduğu kabul edilmişti.” dedi.

Eylül 2006′da, Thatcher, Washington’da 11 Eylül 2001 Saldırıları’nın 5. yıldönümü için düzenlenen resmî anma toplantısına ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in misafiri olarak katıldı. Ziyareti sırasında ABD Devlet Bakanı Condoleezza Rice ile de görüştü.

Etkileri

“Flashback” bellek denilen psikolojik olgu nedeniyle, önemli tarih anlarında insanlar nerede olduklarını ve ne yaptıklarını hatırlayabilir. Çoğu İngiliz vatandaşı da Margaret Thatcher’ın istifasını duyduğunda nerede olduğunu ve ne yaptığını hatırlar. Thatcher, kutuplaşmalara neden olan bir isimdi, siyaset yaptığı çağın ideolojik iklimi nedeniyle, siyasi yelpazenin farklı yönlerinden tepkilerle karşılaştı.

Bazıları, İngiliz iktisadını 1970′lerdeki ağır durgunluktan kurtaran reformlarını ve sosyal meselelere getirdiği radikal çözümleri övgüyle karşılarken diğerleri onun otoriter ve egoist olduğunu düşünür. Refah Devletini ortadan kaldırdığı ve İngiltere’nin üretim altyapısını büyük ölçüde yok ettiği, böylece milyonlarca işçiyi uzun süreli işsizliğe mahkûm ettiği söylenir. Ancak serbest pazar yanlıları, özelleştirme taraftarı işadamları ve iktisatçılar durumun hiç de öyle olmadığını söyler, 1980′lerde iktisadın kendini toparladığını, günümüzde İngiliz iktisadının başarısının ve hizmetler sektöründeki yüksek istihdam sonucunda ortaya çıkan düşük işsizlik oranının Thatcher siyasetlerine bağlı olduğunu iddia ederler.

Refah Devletinin yok edilmesi iddiasına karşın, Thatcher hükümeti kamu harcamalarını harcamayı savunsa dahi, gerçekte bunu yapamamıştı. Üretim altyapısının yok edilmesiyle ilgili iddia ise gerçeklik taşımaktadır. Üretim sektöründeki istihdamda önemli düşüş oldu, bazı sanayi dalları tamamen yok oldu. Buna karşın, gelişen iktisatlarda üretim sektörünün payının hizmetler sektörü karşısında gerilemesi olağan kabul edilir. 1970′lerde İngiltere, pek çok kişi tarafından 20.yy’ın başındaki Türkiye gibi “Avrupa’nın hasta adamı” kabul ediliyordu, öyle ki bazı yorumcular bir devlet olarak varlığını sürdüremeyeceğini iddia ediyordu. Buna karşın, İngiltere, modern Avrupa’daki en gelişkin iktisatlardan biri haline geldi.

Tenkitçiler, 1970′lerdeki iktisadi sorunların abartıldığını, bunların petrol krizi sonucu benzin fiyatlarının artması gibi İngiltere hükümetlerinin kontrolü dışındaki etkenlerden ortaya çıktığını, aynı etkenlerin hemen tüm gelişmiş iktisatları vurduğunu söylerler. Sonuç olarak, Thatcher yanlılarının iddialarının aksine, iktisadi durgunluğun sosyalizm veya sendikalar nedeniyle oluşmadığını söylerler. Tenkitçiler, ayrıca, Thatcher döneminde iktisatta görülen düzelmenin aynı dönemde dünya ekonomisinde yaşanan canlanmadan ve Kuzey Denizi petrol yataklarından alınan vergilerden kaynaklandığını iddia eder.

İngiliz kamuoyunun Thatcher hakkındaki görüşleri değişkenlik gösterir. Thatcher yönetimi hakkındaki görüşlerin farklılığı, televizyon anketlerinde ortaya çıkmaktadır: Thatcher, 2002′de yapılan “En Büyük 100 Britanyalı” listesinde, hayattaki kişiler arasında ulaşılan en yüksek derece olan onaltıncılığı almıştır. 2003′te yapılan ve sadece hayattaki kişileri içeren “En Kötü 100 Britanyalı” listesinde ise üçüncü olmuştur. Ancak neticede Thatcher’ın 20.yy’da dünya çapında en etkin rol oynayan kadın olduğuna pek kimse itiraz etmez. Belki de en içten takdir, İşçi Partisi lideri ve üç kez başbakan seçilen Tony Blair’in Thatcher’ın iktisadi siyasetini sürdürmesi olmuştur. Thatcher da bir Muhafazakâr Parti liderlik seçimi sırasında Blair’i dolaylı olarak takdir etmiştir: “Onların (Muhafazakâr Parti) Bay Blair’i yenebilecek birisine ihtiyaçları yok, Bay Blair gibi birisine ihtiyaçları var.”

Bir diğer görüşe göre, iktisadi etkileri ikiye ayrılır: Pazar etkinliği ve uzun vadeli büyüme. Bunların ilki oldukça tartışmalıdır. İşsizlik oranı nihai olarak azalsa dahi, bu önemli ölçüde iş kaybı ve işgücü pazarında radikal reformlardan sonra meydana geldi. Bu reformlar sendikaların güçsüzleşmesine neden olan kanunları ve mali piyasaları düzenleyen kuralların kaldırılmasını kapsamaktaydı. Bu sayede, Londra iş merkezi the City, Avrupa’nın mali başkenti konumuna geri döndü. Haberleşme ve diğer kamu hizmetlerinin rekabete açılması da önemli reformlar arasındaydı. Uzun vadeli büyüme ise yeni veriler ışığında başarısız görülmektedir zira araştırma-geliştirme yatırımları ve eğitim kalitesi düşmüştür.

Halkın Thatcher hakkındaki görüşleri değişkenlik gösterir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın büyük bölümünde, Kuzey İngiltere şehirlerinde ve eski madencilik yörelerinde hâlâ hakkında kötü konuşulmaktadır. Pek çok kişi, pek çok madenci ailesinin çökmesi ve ağır sanayinin yok olmasıyla sonuçlanan madenciler grevi dönemindeki güçlükleri hatırlar.

Madencilik ve sanayi kesimlerinin Thatcher hakkındaki olumsuz görüşleri, güney İngiltere’de ve kırsal kuzey yörelerinde aldığı oylar sayesinde büyük farkla kazandığı 1987 seçimlerine yansımıştır. Thatcher, ülkenin diğer kesimlerinden çok az oy alabilmiştir. Ortak Tarım Siyaseti sayesinde İngiliz tarımı hâlâ ciddi ölçüde sübvanse edilmektedir, öte yandan iktisadın gerileyen diğer kesimleri kendi kaderine bırakılmıştır. Thatcher’a verilen desteğin coğrafi olarak bu denli değişmesi, ülkenin İskoçya ve Galler gibi bazı bölgelerinin giderek yabancılaşmasına ve özerklik isteklerinin artmasına yol açmıştır.

Yurtdışındaki görüşler de bunlara paraleldir. Sol kesimde Thatcher, halk hareketlerini ezmek için güç kullanan, işçi sınıfının çıkarlarına karşı sosyal reformlar yapan ve orta sınıflarla işadamları gibi varlıklı kesimleri destekleyen bir lider olarak görülür. Satiristler tarafından karikatürize edilmiştir. Mesela Fransız şarkıcı Renauld, Miss Maggie adındaki şarkısında, kadınları erkeklerin çeşitli salaklıklarını yapmayan bir cins olarak anlatır - Thatcher bu kadınların tek istisnasıdır. Merkez sağda ise Thatcher, güçlü sendikalara karşı çıkabilen, iktisattaki darboğazları ortadan kaldıran bir muhafazakâr olarak sempatiyle hatırlanır. Ancak çoğu kişi Thatcherizm kelimesinin yarattığı olumsuz tepkiler nedeniyle onu izlediğini açıkça itiraf etmez.

İrlanda milliyetçileri arasında Thatcher, IRA ile müzakereye oturmaktan kaçınan, katı bir siyasetçi olarak hatırlanır. Tenkitçileri, bu durumun Kuzey İrlanda’daki huzursuzlukların yatışmasını geciktirdiğini savunur. Thatcher hükümetinin Kuzey İrlanda sorununu hafifletmek için İrlanda Cumhuriyeti ile antlaşma imzalaması durumu pek değiştirmemiştir.

1996′da yapılan Scott soruşturmasında, İran-Irak Savaşı sırasında Thatcher hükümetinin Irak’a yüksek teknolojili silah satışına göz yumduğu, hatta desteklediği ortaya çıktı.

Sol ve sağ görüşlü yorumcuların fikir birliğinde olduğu bir konu, Thatcher’ın İngiliz siyaset sahnesini ciddi ölçüde değiştirdiği, önemli partilerin sağa kaymasına neden olduğudur. Yeni İşçi hareketi ve Blairism, Thatcherizmin siyasi ve ekonomik ilkelerinden çoğunu kabul eder. Bu durum, 1950′lerden Edward Heath hükümetine kadar Muhafazakâr Parti’nin İşçi Partisi hükümetleri tarafından ortaya konan refah devleti ilkelerini kabul etmesine benzemektedir. Thatcher’ın yok ettiği refah devleti uygulamaları, Thatcher sonrası dönemde geri gelmemiştir. Yine Thatcher tarafından başlatılan özelleştirme siyaseti de devam etmiştir. Aslında müteakip İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti hükümetleri devletin iktisat üzerindeki etkisini daha da azaltmış, kamu sektörünün rolünü daha da küçültmüştür.

Thatcher’ın İngiltere sendikaları üzerindeki etkisi de sürmektedir. 1984-1985′teki madenci grevleri, bir eşik noktası olarak kabul edilir. Bu grevlerden sonra sendikalar 1970′lerdeki gücüne asla kavuşamadı. Sendikalılık oranı düştü ve grevlerin etkisini azaltmak için yapılan hukuki düzenlemeler kalıcı hale geldi. Hatta İşçi Partisi bile sendika hareketiyle bağlarını gevşetme çabasına girdi.

Thatcher’ın etkisi Muhafazakâr Parti üzerinde kuvvetle devam etmektedir. İktidarda John Major, muhalefette William Hague, Iain Duncan Smith ve Michael Howard, Thatcher’ın hangi etkilerinin sona erdirilmesi, hangilerinin sürdürülmesi gerektiği konusunda mecliste ve parti içinde çeşitli hiziplerle mücadele ettiler. 2006′da başlayan David Cameron yönetimi, parti içindeki bu takıntıyı sona erdirmeyi hedeflemektedir.

Çeşitli

Thatcher’ın adı Türkiye’de yaygın olarak “öğretmen” anlamındaki İngilizce kelime olan teacher ile karıştırıldı, bu şekilde yazıldı veya okundu. 24 Eylül 2006′da Google’da yapılan aramada “Margaret Teacher” ifadesi genel ağda (WWW) 551 kez geçmekte, bunun 188′i Türkçe sitelerde bulunmaktaydı. %34′lük bu oran, İngilizce sitelerde kasıtlı olarak “Margaret Teacher” ifadelerinin bulunduğu göz önünde tutulursa daha da anlamlıdır.

Internet pornografisi, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 12:22 am

Internet pornografisi, Internet aracılığıyla (özellikle web siteleri, dosya paylaşım programları, forumlar) dağıtılan pornografidir. Pornografi 1980`lerden beri Internet üzerinde yer almaktadır, fakat asıl patlamasını 1991`de World Wide Web`in ortaya çıkışı ve Internet`in genel kullanıma açılmasıyla birlikte yapmıştır.

DVD ve Videolardan farklı olarak Internet sayesinde insanlar evlerinden çıkmadan anonim (görece) ve güvenli bir biçimde pornoya ulaşır hale gelmişlerdir. Aynı zamanda sosyal veya yasal sebeplerden dolayı pornoya ulaşması mümkün olmayan insanlar da kolaylıkla pornoya erişebilir olmuştur. Bu durum sayesinde porno sektörü de kısa bir sürede oldukça büyük bir ivme kazanarak büyümüştür.

Geçmişi

1980`li yıllarda, Internet henüz yaygın bir fenomen haline gelmemişken, pornografi Internet üzerinden kısıtlı bir biçimde dağıtılıyordu. İlk dağıtım biçimi yetişkin dergilerinden bilgisayara aktarılan fotoğrafların Usenet gruplarına yollanmasıdır. Bu dağıtım biçimi bedavaydı (Internet için alınan para hariç) ve anonim olarak yapılabiliyordu. Bu anonimlik telif haklarını görmezden gelmeyi kolaylaştırıyordu. Daha sonra pornografi Bulletin board system aracılığıyla da dağıtılmaya başlandı, bu Internet üzerindeki bilinen ilk ticari yoldur.

World Wide Web`in bulunmasıyla pornografi oldukça büyük bir ivme kazandı. Bu sayede Web siteleri fotoğraflar, video klipler hatta canlı şovlar sunmaya başladı.

Bedava ve ticari siteler

Web`te, ticari pornografik siteler bedava sitelerden fazladır. Pornografik siteler, görece olarak fazla tıklanmakta, bu siteler de bu hizmeti çökmeden verebilmek için bir maddi yük altına girmektedir. Genellikle bedava siteler kısıtlı sayıda fotoğraf bulunduran reklam siteleridir.

Son yıllarda dosya paylaşım programlarının kullanımının artması, rapidshare gibi bedava yer veren sitelerin çoğalmasıyla Internet`te bedava pornografik film bulabilmek eskisine göre daha kolaylaşmıştır bu da birçok ticari sitenin kapanmasına yol açmıştır. Bu yöntemi kullanan kişi eğer bedava dağıtılmayan bir materyali kullanıyorsa bu materyalin ücretini ödenmediğinden aslında korsanlık yapmakta, suç işlemektedir. Fakat bu durum çok yaygın ve takibi zor olduğundan kişinin cezalandırılması oldukça ender görülür.

Görüntü dosyaları

Görüntü dosyaları, özellikle JPEG formatı, pornografinin dağıtılmasındaki en yaygın yoldur. Dergilerden bilgisayara taranabileceği gibi, dijital kamerayla çekilmişler de doğrudan bilgisayara atılarak dağıtılabilir.

Video dosyaları

MPEG, WMV ve QuickTime video formatları pornografik video kliplerin dağıtılmasında oldukça kullanılır. Daha yeni olarak DVD ve VCD imaj dosyaları da Internet`e koyulabilmekte böylece bütün bir filmi aynı biçimde indirmek mümkün olmaktadır. Birçok ticari pornografik sitede web cam aracılığıyla yayımladığı canlı şovları müşteriye ulaştırmaktadır.

Diğer formatlar

Diğer formatlar da metin ve ses dosyaları içerir. Kimi sitelerde erotik ve pornografik öyküler metin olarak yer almakta, kimi zamanda dinlenebilmektedir.

Yasal durumu

Internet uluslarası bir ağdır, fakat uluslarası bir pornografi yasası henüz yoktur, bu yüzden her ülke pornografiyle kendi imkanlarıyla farklı biçimde mücadele etmektedir. Genellikle dağıtılan pornografik materyal suç kapsamına (çocuk pornografisi gibi.. ) girmiyorsa yasal sayılmaktadır. Bu kural da kesin olmayıp çeşitli ülkelerin kanunlarına göre değişiklik göstermektedir. Bazı ülkeler, Internet servis sağlayıcılarına filtre koyarak pornografik sitelere girmeyi engellemektedir.

Pornografik siteler henüz içeriğini göstermeden ana sayfalarında kullanıcının 18 yaşın üstünde olup olmadığını sorar ve buna göre devam etmesini ister. Bu sadece yetişkinlerin pornografiye ulaşması, çocukların korunması için bir zorunluluk olsa da pratikte önemli bir sonuç doğurmamaktadır. Bazı internet tarayıcıları da filtreleme sistemiyle birlikte gelir, böylece yetişkinler çocukların pornografiye ulaşmasını engelleyebilir.

Çocuk pornografisi hemen hemen her ülkenin kabul ettiği bir suçtur ve çocuk pornografisiyle mücadele için sık sık uluslarası operasyonlar yapılır.

Dış bağlantılar

Not: Bütün dış bağlantılar İngilizce`dir ve ticari olmayan sitelere bağlanmaktadır.

  • ObscenityCrimes.org Organization devoted to opposing illegal obscenity and pornography through legal action
  • Straight Dope: How much of all Internet traffic is pornography?
  • The End of Obscenity A review of the legal history and status of Internet pornography
  • b8339dce85256bac005b4a2f?OpenDocument “Pornography on the Internet” From the United States National Academy of Sciences
  • The Art and Politics of Netporn Conference, Amsterdam, October 2005.

June 27, 2008

Metacafe, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 3:53 pm

Metacafe internette video ve media paylaşım sitesidir. Metacafe kullanıcıları hergün binlerce video yüklerler. İstedikleri videolara yorum yapabilirler. Metacafe’nin ayrıca masaüstü programı da bulunmaktadır. Bu programın ana amacı videoları indirmektir ve daha çok video müptelalarına yöneliktir. Program video indirebilir ve istenildiği zaman tekrar izlenebilir.

Metacafe özellikleri içerisinda eğlenceli videolar , genel videolar ve bunun yanında spor ile ilgili videolar, ayrıca flash oyunları ve yeni çıkan filmlerle ilgili görüntüler bulunmaktadır.

Tarihi ve Kullanımı

Metacafe şirketi 2003′de Eyal Herzog (CTO) , Arik Czerniak (CEO) ve Ofer Adler (Board Member) tarafından, özel yatırımlar ve kendi paralarıyla toplam 4 milyon dolar fon ile kurulmuştur.

2006′daki kuruluşundan itibaren site trafiği çok hızlı arttı. Alexa ya göre 128.sıraya kadar yükseldi. Metacafe de her ay 400.000.000 in üzerinde dosya kullanıma açılmıştır. 1 milyonun üzerinde kayıtlı kullanıcı ve aylık 120 milyon ziyaretçisi bulunmaktadır.

Temmuz 2006′da, ikinci mali döneme girildiğinde bütçesi 15 milyon dolara kadar yükseldi.

Servisleri

Metacafe kullanıcıları sunuculara resim ve videolarını yüklerler. Ardından videolar sitedeki kayıtlı kişiler tarafından yorumlanabilir. Ardından Metacafe eleştirmenleri tarafından 18 yaş sınırına göre filtre edilirler. Bu filtrelemeden sonra iki metoda ayrılırlar

  • Website bölümü - yeni video da görülür ve çok izlenen videlar da bulunur ve her zaman güncellenir.Ayriyetten bunu kişisel sayfalara veya Blog’lara eklemek ve orada göstermekde mümkündür.
  • Windows kullanarak -Bedava indirilebilir bir program ile kullanıcılar kendi videolarını geliştirme ve bu siteye yüklemeye kâdir olurlar. Bu program dosyaları kendi internetine göre indirir veya siteye yükler.

Kullanıcılar isterlerse videoyu arattırabilir, izleyebilir, arkadaşının mailine gönderebilir ve oy verebilir. Tüm oylar bu sitede kayıt olur ve site en iyi video için istatistik tutar ve buna göre en çok oylanan ve en yüksek oy alan diye bölüm yaparlar.

Metacafe’nin Japonya da ve Hebrew(İsrail)de binası bulunmaktadır.

Tartışma

Metacafenin porno karşıtı politikası vardır. Fakat çizgifilmsel içeriğe izin vermektedir. Ayriyetten normal olarak bu filtre kullanılır. Aile filtresine rağmen ,birçok Metacafe kullanıcısı birçok videoda kırıcı yorumlar yapmaktadır. Bunlar seks, ırk, ve bunun benzeri kötü yorumlardır. Bunların kaldırılması yanlızca 3 kişinin şikayetiyle kaldırılır.

Site Flash 8 kullandığından Linux kullanıcıları sitedeki videoları göremezler. Adobe Flash 7′den sonra Linux’a flash player yapmamıştır.

Camel (sigara), bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 1:22 pm

Camel (Okunuşu: Kemıl), 1913 yılının yazında R.J Reynolds Tobacco şirketi tarafından piyasa sürülen ve Türk ya da Virjinya Tütünlerinden üretilen bir sigara markasıdır.

Tarihçe

Toplumu etkilemeye yönelik ilk reklam kampanyası da Camel sigaralarının İskoç Halk şarkısı eşliğinde verilen “The Camels are coming” (Develer geliyor) slogan ile yine Camel sigarası sayesinde ortaya çıkmıştır.

I. ve II. Dünya savaşları sonrasında ise reklam kampanyası daha çok bir sirk hayvanı olarak tasavvur edilen “Yaşlı Joe” isimli bir devenin bedava sigara dağıtması öyküsüne dayanmaktaydı ki, Yaşlı Joe resmi uzunca bir süre Camel sigaralarının paketinde kaldı.

Camel’ın asıl biçimi ise karton değil soft pakettir ve filtresizdir. 1987 yılında RJR “Deve Joe” figürünü reklamlarında kullanmaya başladı. 5-6 yıl içinde Deve Joe Miki Fare, Fret Çakmaktaş, Bugs Bunny ile beraber en çok tanınan figürler arasına girdi. 10 Temmuz 1997 tarihinde Deve Joe figürü kaldırıldı yerine çekici ve 1930′ların tarzını taşıyan bir kadın karakter reklam kampanyalarında kullanılmaya başlandı.

Çeşitli

  1. RJR’nin kurulduğu Kuzey Karolayna eyaleti bir süre “Camel Şehri” olarak adlandırılmıştır.
  2. Camel sigaralarında kullanılan Türk tütünü sigaraya belirgin ve farklı bir koku katarken diğer tütünlere nispeten daha koyu kahverengi bir niteliği vardır.
  3. Camel paketinde resmi bulunan deve ise Arabistan’da bulunan tek hörgüçlü devedir ve hikayesi Osmanlı Devleti’nin bağımsızlık mücadelesi veren Amerika Birleşik Devletleri’ne yardım olarak gönderdiği develere dayanmaktadır.
  4. Nirvana grubunun solisti Kurt Cobain Camel sigarası içtiği için, Camel bazıları tarafından Grunge sigarası olarak da tanımlanır.
  5. İlk kez Camel sigarası ile bir sigara paketi jelatin bir ambalaj tarafından sarılarak piyasa sürülmüştür.
  6. 19 Haziran 2001 tarihinden itibaren Türkiye’de ve daha pek çok ülkede Camel sigaralarının üretim ve satımı JTI tarafından yapılmaya başlamıştır.
  7. Bugün Türkiye’de Camel; Camel Natural Flavour, Camel Blue ve Camel Blue Natural Flavour olarak TAPDK izni ile satılan Camel çeşitlerinin yanı sıra, Camel Mild, Filtresiz Camel da kaçak olarak Türkiye’de satılmaktadır.

June 26, 2008

Technorati, bedava siteler

Filed under: Uncategorized — admin @ 11:52 pm

Technorati, İnternetteki blogları tarayan bir arama motorudur. Nisan 2006 itibariyle 34.5 milyon ağ güncesini taramaktadır.

Dave Sifry tarafından kurulan şirketin merkezi San Francisco’dadır. Özellikle W3C standartları konusunda tanınmış bir isim olan Tantek Çelik şirketin teknoloji müdürüdür.

Technorati SXSW 2006′da “Teknik Dalda En İyi Proje” ve “Şovun En İyisi” ödüllerine layık görülmüş, 2006 Webby Ödülleri için “En İyi Yaklaşım” ödülüne aday gösterilmiştir.

Casussavar yazılım (antispyware), bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 6:04 pm

Casussavar yazılım (antispyware), casus yazılım (spyware) ve diğer kötücül yazılım (malware) türlerine karşı etkin koruma sağlayan güvenlik yazılımlarının genel adıdır.

Casus savar yazılım oldukça yeni bir olgudur. Piyasada artan sayıda bu konuda iddialı yazılımlar geliştirilmeye başlansa da; gelinen nokta, olması gerekenin gerisindedir. Öyle ki virüs korunma ürünleri üreten firmaların piyasaya virüs yayıp virüs korunmalarını (antivirus) satmaları nasıl abesse; casus yazılım ürünleri çıkaran firmaların, aynı zamanda casus savar yazılım ürünlerini üretip satıyor olması da o kadar vahimdir. Birinci durum “bilindiği kadarı” ile yoktur; fakat ne yazık ki ikinci duruma karşılık gelen birçok üretici bulunmaktadır [1] Bilgi ve Bilgisayar Güvenliği: Casus Yazılımlar ve Korunma Yöntemleri, Gürol Canbek, Şeref Sağıroğlu, Aralık 2006, Grafiker Yayıncılık, ISBN 975-6355-26-3.

Piyasada çok sayıda casus savar yazılımı, paket halinde sunulmaktadır. McAfee ve Norton gibi daha çok virüs koruma yazılımlarıyla ünlenen büyük şirketler de henüz yeterli seviyeye gelmese de casus savar yazılım ürünleri sunmaya başlamışlardır. Casus savar yazılım ürünleri arasında, ilk örnekleri olmasının avantajıyla en başta gelen yazılımlardan, Spybot Search & Destroy yazılımı ve Lavasoft şirketinin çıkartmakta olduğu Ad-Aware yazılımı sayılabilir. Bedava sürümü de bulunan bu yazılımlar, birçok ihtiyacı karşılamaktadır.

yerine “casussavar yazılım” terimi, ilk olarak Gürol Canbek tarafından önerilmiş ve kullanılmıştır Klavye Dinleme ve Önleme Sistemleri Analiz, Tasarım ve Geliştirme, Canbek, G., Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Eylül 2005. Tezde ayrıca çok sayıda güvenlik terimine Türkçe karşılıklar önerilmektedir.

Kaynakça

PDF, bedava

Filed under: Uncategorized — admin @ 5:42 am

PDF (Portable Document Format; Taşınabilir Belge Biçimi), platformlar arası taşınabilir ve yazdırılabilir belgeler oluşturmak amacıyla üretilmiş sayısal bir dosya biçimidir.

Birçok platform için bedava görüntüleyicinin olması nedeniyle PDF yazdırılabilir ve düzenlenmesi beklenmeyen belgelerin dağıtımı için tercih edilir. Dosya biçimi açıktır ve ISO standardı olma aşamasındadır.

Teknoloji

PDF

dosyaları, PostScript’in kısıtlı bir altkümesine karşılık gelen bir sayfa betimleme dilinde betimlenmiş grafiğin yanı sıra grafik elemanları veya belge ile ilişkilendirilmiş link, e-imza, anahtar kelime gibi metadatadan oluşur.

Uygun bir yazılım ile belge içeriğinin şifrelenmesi veya elektronik imzalanması mümkündür. Belgenin yazdırılması, düzenlenmesi veya içeriğinin kopyalanması kısıtlanabilir. PDF belgelerine formlar koyarak doldurulabilir ve Internet üstünden (POST/GET ile) gönderilebilir formlar yerleştirilebilir.

PDF Gösterici ve Düzenleyici Yazılımlar

Adobe Acrobat Reader ve Ghostscript tabanlı xpdf gibi uygulamalarla PDF içeriği görüntülemek mümkündür. Gösterici uygulamalar ücretsiz olarak edinilebilir.

Adobe Acrobat Distiller ve PDF995 gibi sanal yazıcı uygulamalarıyla herhangi diğer bir uygulamanın yazıcıya gönderdiği içerikten PDF dosyaları üretmek mümkündür. Bazı gerçek yazıcılar da doğrudan PDF’den baskı alma olanağı sunmaktadır. Bunun yanı sıra OpenOffice.org ve (ücretsiz bir eklenti ile) Microsoft Office 2007 PDF biçimine ihraç yeteneğine sahiptirler.

Adobe Acrobat ve Adobe Illustrator gibi uygulamalarla da yaratılmış PDF içerik üzerinde değişiklik yapmak mümkün olmaktadır.

Newer Posts »

Powered by WordPress